Gazali’ye göre tekamül


İhya-u Ulum-ud Din
Gazali’nin İhya-u Ulum-ud Din adlı eserinin 3 cildini okumaktayım.  3. cildin çoğunluğu faziletlerin kazanımı ve kötü tabiatin yok edilmesi üzerine olduğunu belirtmekte fayda var. İlkesel olarak Gazali’nin kültürümüzdeki “can çıkar huy çıkmaz” türünden yaklaşımlara tamamen karşıdır. İnsan karakterin değişimimin ve yeni özellikler kazanmanın çok zor olduğunu kabul etmekle birlikte, karakterin değişmezliği eğer gerçek olsa yazılan kitapların hatta dinlerin bir manasının olmayacağını ifade eder. Yani tüm bunlar karakterin değişebilirliğine alamettir.
Kitapta nakledilen eski bilgelerin faziletleri kazanmak için uyguladıkları ya da öğrendikleri bazı ilginç metotları paylaşmak istedim. Genel olarak tamamındaki ortak tema bir şeyin edililene değin bıkmadan usanmadan zıttının tekrarından ibaret.
  • Malına mülküne düşkün bir adamın tüm malını denize atması. (Gösteriş olur endişesi ile hayır işlerine dahi kullanmak istememiş)
  • Bir adamın ağır tabiatını değiştirmek ve sabretmeyi öğrenmek için özellikle kendisi hakkında kötü konuşsun diye bir adamı kiralaması. (Okur Notu: Günümüz anlamında adamın muhalefete ihtiyacı olduğu aşikar)
  • Gösterişi seven kibirli bir adamın bir süre dilenerek kibirini kırmaya çalışması.
  • Hint bilgelerinin tembelliği izale için sabaha kadar ayakta durması.
Acaba Gazali’nin önermeleri de günümüz için de, sigarara, dengesiz ve aşırı beslenme, öfke kontrolü vb. alışkanlıkların temininde kullanılabilir mi? Önermelerin sadece Gazali’de değil bir çok düşünürün temel yaklaşımı olduğunu biliyoruz. Neticede aklın yolu bir. Hatta Shakespeare’e atfedilen  bir söz “Fake it, before make it” diyor. Yani bir şeyi yapana kadar, onu yapıyormuş gibi yap.

Reklamlar

Aydınların değeri


Eğer toplumda «aydın» olmak gibi bir sıfat varsa birilerin karanlıkta ya da en azından alacakaranlıkta olması şarttır. Aydının doğruyu bilmekle mi doğruyu yapmakla mı aydın olacağı konusuna gelince; bu soruya verilecek cevap, kişinin aydından beklediği ile doğrudan ilişkili olması kaçınılmaz olacaktır. Aktivist bir aydın beklentiniz varsa aydını eylemci, doğru bildiğini icra eden «Edward Said» gibi düşünmeniz gerekir. (Edward Said Filistin’de Hristiyan olmasına rağmen İsrail askerlerine taş atmıştı). Ama daha kurmay rolde bir aydın düşünüyorsanız aydının doğruyu bilmesi kafi olacaktır. Tuhaf olan ise aydının bilmek veya icra etmek arasında olan bir doğru bilir kişi olması takıntısı değil mi? Hayır aydın da doğruyu bilmeyebilir. Epiktetos: «Yanlış ile doğruyu ayıran aklın kendisi yanlış yola girerse ne olur?» diye soruyor. Yine Hekimoğlu İsmail aklı cetvele benzetir. O eğriyse çizgisi de eğri olur der. Bir de biz soralım; Aydınların eğri olması mümkün müdür? Neden olmasın? Neticede aydınlar, halk adına düşünen ve düşünme farz-ı kifayesini icra ederek toplumu düşünmekten kurtaran zat-ı aliler değiller mi? Bu elistisyen rol onları da belirli bir iktidar gücüne vakıf kılmıyor mu?
Aktivist aydınımız yahut entelektütelimiz Edward Said aslında tanımı çoktan yapmış: «Entelektüel fildişi kuleler ile halkın safları arasında kalmak arasında tereddüte olan kişidir» 
Peki aydınlar saygıyı hak ederler mi? Pragmatik bir cevap vermek icap ederlerse; «aydınlattıkları ölçüde» diye cevap verebiliriz. Yanmayan gaz lambasını ancak nostaljik değeri için asarız duvarlarımıza. Aydınlar ise «yeni şeyler söylüyor» veya «kadim bilgelikleri hortlatıyor» ise saygıya layıktır. Aksi takdirde haris birer bilgi tüketicisi ya da vergisini ödemeyen doyumsuz zenginlerden hiç bir farkları kalmayacaktır.

Teknoloji ve insani değerler


            

Teknolojinin insani değerlerden hızlı ilerlediği doğrudur. Ancak teknolojinin insani değerlerden hızlı gelişmesi bir problemse; teknolojinin gelişmesinin hızını kesmek bunun panzehiri olmayacaktır. Ayrıca teknoloji her yerde genel geçer bir kavram olarak insanların hayatını kolaylaştırması ve herhangi bir görev içermemesi nedeniyle elbette daha hızlı ilerlemektedir. İnsani değerler ise muhtelif feragatler hatta fedakârlıklar içerir, ödevler gerektirir. Ayrıca somut da değildir. Teknolojik aletler dil denen olguyu bile gerektirmezken insani değerler dilsel ve kültürel farklılıklar barındırır.
Ancak eğer halen insani değer sayılırsa düşünme yetisinin teknolojiye yenik düştüğü kesindir. Muhtelif araştırmalar akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardan durmadan gelen eposta iletileri, kısa mesajlar, hatırlatmalar, haberler, sosyal medya iletileri ve sonu gelmeyen dikkat dağıtıcı unsurların, insanın konsantrasyon yeteneğini azalttığını ve odaklanmaya çalıştığı işte hata yapma oranını arttırdığını ortaya çıkarmıştır.
Fakat düşünme yetisi bir insani değer değildir. Yine teknolojinin sayesinde düşünce gücü tamamen metaya dönüşmüştür. Yani artık klasik iktisattaki üretim faktörleri olan emek, sermaye ve üretim araçları herkesin elindedir. Bu durumda sadece entelektüel sermaye fark yaratmaktadır. Entelektüel sermaye ise, teknoloji üretmek için teknoloji tüketmekten bir derece feragat etmek suretiyle ortaya çıkan derin çalışma ve emek ürünüdür.
Teknoloji hangi insani değerlere zarar verdi? Eğer teknoloji yüzünden ortaya çıkan sorunları teknolojiden diye düşünürsek aynı illiyet bağı ile bir bıçakla başkasını öldürme suçuna bıçak fabrikasının müdürünü de ortak etmemizle eş anlamlı olacaktır. İnsan oğlunun tabiatı insani değerler bir yana ‹suç› üretmek için dahi pratik çözümler üretmekte mahirdir.
O nedenle teknolojiyi suçlamak yerine onun menfi tesirlerini bertaraf edecek entelektüel birikime sahip bir toplum için sosyal dönüşüm sağlamak gerekir. Bu da takdir edileceği üzere, sınav-atama daire-i fasidi üzerie kurulu yapay entelektüel bir toplumla değil, somut ürünler ortaya çıkarma bakımından kıymeti takdir edilen melekelerin güçlendirilmesi suretiyle olabilir.

Öykü yazmazının, öykü yazanlar için önerilerden aldığı notlar


Öykü yarışmalarına katılmış başarılı bir öykü ’yazmazı’, kendi için ise başarısız bir öykü yazarı olarak bendeniz son zamanlarda okuduğum  güzel bir eserden ‘altın öğütleri’ paylaşmak istedim.
Adam Öykü dergisi eski genel yayın yönetmeni, üstat, Sayın Semih Gümüş’ün ’Yazar Olabilir miyim’ eseri ile benzeri kitaplardan farklı ve uygulamaya dönük olarak; biz acemiler için iyi bir şey yaptı. Kitapta okuma listesi verdi. Ayrıca kitabın farklı yerlerinde geçen yazar isimleri ile yolumuzu aydınlattı. Bu isimlerden seçtiğim bazılarını gerek unutmamak ve peyderpey okumak, gerekse ışık arayanlar için burada paylaşmayı uygun buldum. Umarım telif haklarına aykırı bir davranış sergilemiyorumdur.
Yazar adları (bazılarının eser adları ile birlikte aşağıdadır). Genellikle öykü kitapları arasından seçilmiştir (romandan sıkılan biri olarak maalesef)

Vüs’at O Bener, Dost,Yaşamasız,öykü
Barış Bıçakçı, Baharda Yine geliriz, öykü
Giorgio Manganelli,Düzyazının ince sesi, deneme
Murathan Mungan, Hayat Atölyesi, deneme
Yazarın Kuramı, (Derleyen: İshak Reyna) deneme
Orhan Kemal,Önce Ekmek,Öykü
Füruzan,Parasız Yatılı,Öykü
Philiph Gourevitch,Yazarın odası,deneme
Ferit Edgü,Ders notları,deneme
Mehmet Günsür,içeriye bakan kim, öykü
Emrah Serbes,Erken kaybedenler,öykü
Virginia Woolf, yazarlık dersleri

Borges
Cortazar
William Faulkner
Raymond Carver
Ernest Hemingway
Julies Renard

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑