Yine ‘olay’ yine zihinsel höristikler


Sosyal medya düşünsel höristikleri değiştirdi.Eskiden yazılı olan ‘kutsal’ iken, şimdi fotoğrafı yahut videosu çekilen ‘kutsal’. Ancak her yazılılana olduğu gibi, her kadraja girene de dikkatle yaklaşmak gerek.Neticede kelam-ı ilahi değil ya. İnsan işi… İster ‘şu üzerinden tank geçmiş adam’ ister camideki bira şişeleri. Eh, Berkeleyci bir algı ile; görülen alemi sadece düşüncelerimizin mütecessim hali olarak telakki edersek, bu ‘trol’ fotoğraflar derinlerde ne düşündüğümüzün hain muhbirleri çoğu kez. İşte bu yüzden son zamanlarda sadece bomboş, düz ve beyaz bir kadraj karesi paylaşmaya karar kıldım. Herhalde, insan ‘lekesi’ ile kirlenmemiş haleti ruhiyenin en iyi sembolü bu

Reklamlar

Kredi sistemi köleleştirmenin bir aracım mı?


Kapitalizm hakkında şöyle bir yorum da vardır:
“Biz ihtiyaçlarımızı arttırdıkça özgürlüğümüzü sınırlarız. Kredi borçları bu sistemin garantisidir. On yıl kredi borcu olan birisi iş yerinde daha fazla köledir. Sisteme baş kaldırmaz ve maksat hasıl olur.
(Teşekkürler Bilge İnsan)

İz bırakmak mı istiyorsunuz, o zaman yürüyün. Durduğunuz yerde iz bırakamazsınız.


Öğrendikçe, ne kadar az şey bildiğimizi hatırlıyor, unuttukça ne kadar çok şey bildiğimizi düşünüyoruz. Oysa bir okyanusta katreden ibaret tüm hayatımız ve tüm bildiklerimiz. O zaman bu ‘kibir’ neden? Yahut neden engin denizleri keşfe çıkmıyoruz, insanları ve onların yazdıklarını anlamayı denemiyoruz? Çünkü aynı hastalığa yakalanıyoruz hep; artık büyüdük diyoruz…

Oysa en çok küçükken büyüğüz, çünkü küçükken öğrenecek çok şeyimiz olduğunu bildiğimiz halde,büyüdükçe öğrendiğimiz ufak tefek bilgi kırınıtılarına tecrübe deyip tapmayı öğreniyoruz.
Hele bir de yazgımız bizi iyi yerlere getirmişse, tecrübelerimizi cennetin anahtarı gibi takdim ediyoruz haleflerimize. Onlar da pekala aynı şeyleri deniyor ve hiç bir şey elde etmiyorlar. Yani mesela biz de  Büyük İskender’in ilkelerini, ya da Konfüçyus’un öğretilerini deniyoruz; ama Büyük İskender ya da Konfüçyus olamıyoruz. Olamayız… Çünkü biz biziz.

Çünkü tecrübe denilen olgunun putlaştırılmış halini İbrahim Peygamber’in puthaneyi darmadağın etrmesi  gibi kırıp geçmekle başlar bilgelik. Tecrübelere inanmayın, sadece öğrenin, tartın, değerlendirin ya da bazen atın.

Belki de hazır bilgilere rahat rahat uzanıp uyumayı sevdiğimizdendir tüm bunlar. Vahyi bile sorgulayabileceğine inanan postmodern kudretli insan; henüz kim olduğunu yahut hayata dair kafasında kurguladığı değerlerin ne olduğunu tam çözmüş değil… Çünkü ancak ve ancak kendi dışındakileri sorgulamayı öğrenmiş, buna motive olmuş.

Oysa sorgulamak için kendimizi; ara sıra gözlerimizi kapamayı öğrenmeliyiz. Zihni yanlız bırakmayı kendi ile…  Yoksa saman çöpü gibi süzülüp gideriz hayat meşgalesi içinde. Sonra bir gün gelir, çocuklarımıza bırakacak bir şey kalmaz.

Bir iz düşünün balçık üzerinde; iz; aslında sıkışmış, şekil almış bir toprak parçasıdır. İz bırakılan yerdeki iz var oldukça sahibini hatırlatır, uzun bir süre -bazen çağlar boyu- silinmez. Ama izsiz toprak çamur olur, akar gider.

İz bırakmak mı istiyorsunuz, o zaman yürüyün. Durduğunuz yerde iz bırakamazsınız. Ve bıraktığınız iz hep doğru yola götürsün.