Söylenmeyin!


soylenmeyin

Araştırmalar insan zihninin herhangi bir davranışı yapmaya devam ettikçe zihnin o davranışın bir sonraki tekrarını daha kolay yaptığını ortaya koymuş. Şikayet etmek de buna dahil. Yani durmadan bir şeylere söyleniyorsanız, bir sonraki söylenmeniz daha kolay hale gelir. Beynimizdeki nöronlar tekrarları sever ve tekrar edilen her şeyin yapılması daha hızlı hale gelir. Bunun alışkanlıkara etkisini şu yazımdan okuyabilirsiniz.

Beyin bunu her gün geçtiği dereye yeniden köprü kurmamak için yapar. Bu köprü iyidir ancak söz konusu olan şikayet etme alışkanlığı olduğunda işler biraz değiştir. Stanford üniversince yapılan araştırmayı aktaran bir makaleye göre sürekli şikayet etmek beynimizdeki hippokampus bölgemizi daraltıyor. Bu bölgenin entelektüel düşünce ve problem çözme kapasitesi gibi bir çok kritik konudan sorumlu olduğunu söyleyelim.  Yani ne mi oluyor: Şikayet edip söylendikçe entelektüel kapasiteniz azalıyor.

Hippocampus_Life-Science-Databases

Hippokampüs’ün beyindeki yeri. Siz söylendikçe küçülecek:)

Söyleyenince beyniniz sadece bununla da yetinmiyor. Kortizol hormanu salgılanarak daha çok kavgacı moda giriyoruz. Bunun sonucunda da tansiyonumuz artıyor.

Peki ‘söylenmekten’ nasıl kaçacağız. Bunun birinci yolu çok söylenen kişilerden (Anadolu’da buna ‘pıt pıt’ da derler) uzak durmak. Neden mi? Beynimiz ayna nöronlara sahip ve bu ayna nöronlar çevremizdeki insaların yaptıklarını taklit etme veya onlarla aynı hisleri hissetme gücümüzü ortaya koyuyor sosyal varlıklar olarak. Yani sonuç aynı: Bizler sık gördüğümüz insanların toplamıyız.

İkinci yöntem ise yine aynı yazıda şöyle ele alınıyor:

Taking time to contemplate what you’re grateful for isn’t merely the right thing to do; it reduces the stress hormone cortisol by 23%. Research conducted at the University of California, Davis, found that people who worked daily to cultivate an attitude of gratitude experienced improved mood and energy and substantially less anxiety due to lower cortisol levels.

Bu da bizi aslında ‘şükür’ ve ‘rıza’ kavramına götürüyor. Eskiden şükür kavramını ya da ‘her işte bir hayır vardır’ mantığını gerçeklikten kaçmak için ortaya çıkarılmış bir teselli aracı olarak görüyordum ancak anlaşılan bu durum aslında gerçeklikten kaçmak yerine mevcudu kabullenerek onu optimize etmek anlamına geliyor. Başka bir deyimle şükrederek sadece olana razı olmuyoruz, olana razı olmadığımızda fiziksel ve psikolojik çöküntüyü yenerek söylenmenin ve isyanın sonsuz döngüsünden çıkıyoruz. Ve gerçekliği yeniden kurgulamayı deniyoruz. Bu durumda ise razı olma halinin kendisi ödül haline dönüşüyor.

Başka bir deyimle:

Tarafımızdan bir nimet olarak… İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz. (Kamer, 35)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s