Tuval, fırça ve boyalar


Masallarla büyür, hikayelerle yaşarız. İyiler ve kötüler vardır, bir de onların gideceği yerler. İkisiyle de özleşleşebilir ancak bunu iyi ve kötü olmadan yaparız. Çünkü ikisi de sıradan olmaktan vazgeçmeyi gerektir. Bir İstatistikçi demişti: Kafası fırında ayakları buzdolabında olan bir adamın ortalama sıcaklığı kabul edilebilir bir düzeydedir. Kabul edilebilir düzeyde yaşarız. İyi olduğumuzu varsayar, kötü olanı dışarıda ararız. Merak etmeyin, kötü olan da aynı şeyi yapmaya devam eder. Bu yüzden kötüler de yaşamaya devam eder, üzülmeden. İyi olanlar kimdir? Gözleri iyi görmeyenler. Gözleri iyi görse hemcinsleri gibi kötü olmaları kaçınılmazdır nitekim. Onlar hikayelere inanmaya devam ederler. Birileri iyidir. Efsanevi düzeyde iyi… Kitaplar böyle söylemiştir…

Yaşamakta olduğumuzun yazılmış veya yazılmamış bir hikaye olduğunu fark etmeyiz. Olasılıkların çokluğu onları sıradan olmaktan çıkarır küçük kafalarımızda. Oysa eğimi belli bir dere yatağındaki suyun akacağı yer de bellidir, hikayesi de bellidir. Bu su çağlayan olmayacaktır. Olmamalıdır da. Çağlayana dönüşmeye çalışan bir dere için iyi ve kötü yoktur, ne kadar su biriktirebildiği ve hızlı aktığı vardır. Dereler günah işleyemez. Dereler de kendi kişisel tarihlerini yaşarlar. Verecekleri hesap olmadığı için de ölmezler. Kurusalar da yatakları bellidir. Adınına ister kadar, ister determinite zinciri deyin sonuç değişmez.

İnsanlar ise iyi ve kötüdürler. Bu yüzden ölürler. Bu yüzden öldürürler. Öldükleri yer zamanla silindiğinen mezar taşlarına isimlerini yazdırırlar. Unutmamak için hikayeler anlatır, unutulmamak için hikayeleşirler. Ama her hikaye gibi onlar da kurgu ürünlerdir. Bir ressamın fırçasından çıkan her nesne gerçek olduğu halde tüm tablo gerçek değildir. Gerçeğin en fazla imgesi olabilir. İşte bu yüzden biyografiler de romandır. Belki romanlar da gizli biyografi parçalarının birleşimi.

Böyle bir düzlemde, gerçek olan bir kaç şey vardır: Tuval, fırça ve boyalar. Boyalardan siyaha kötü, beyaza iyi deriz. Diğer renkler hep ‘tartışmalıdır’. Fırça zaten bize ait değildir, görmeyiz de, eğer resim atelyesinde değilsek. Tuval ve ressam kaldı. Onların hangisinin benliğimiz, hangisinin geri kalanlar olduğunu bilmiyorum. Geri kalanların ise sadece tek bir benlik mi, bir benliğin ürettiği başka tuvaller mi olup olmadığını bilmiyorum. Ya da tüm her şeyin, dışına çıkıp bakamayacağımız bir kurgu olup olmadığını bilmiyorum.

Reklamlar