Mutluluk parayla satın alınabilir!


Mutluluğun parayla satın alınamayacağını düşünenler onun nerede satıldığını bilmeyenlerdir. Evet, mutluluğun satıldığı, parayla satıldığı yerler vardır. Eğer ayakkabı ve çanta ikilisini satın almak size mutluluk veriyorsa siz mutluluğu satın alabiliyorsunuz demektir. Birileri ise eğer herhangi bir şey satın almaktan ötürü mutlu olamıyorsa gerçtekten de neyin satın alarak mutlu olacağını henüz bulmamış demektir. Tabii bol bol AVM gezerek örneğin cupcake almanın veya pahalı kahveler içmenin mutluluğu gibi daha sofistike mutluluklar keşfedebilir.

Modern ekonomi parayla satın alınabilir mutluluklar üzerine kuruludur. Bir şeyleri sadece ihtiyaç için satın alma eğiliminde olan bu satırların yazarları gibi ruhsuzsanız kapitalizm tapınaklarında ya da envai çeşit AVM, shopping-fest vs. gibi yerlerde harcanan zamanlara muhtemelen siz de anlam veremiyorsunuzdur. Bu nedenle siz modern ekonomi ekosistemi dışındaki uzaylılar kategorisindesinizdir. Bu kategorideki biri kol saatini kol saati diye alırsınız, kol saatini yüz metre su altında su geçirmiyormuş diye almazsınız. Ya da satın aldığınız diş fırçası dişlerinizi fırçalamak içindir, iddia edildiği üzere dişeti masajı filan yapan cinsten olmasına gerek yoktur.

Ekosistem dışı uzaylıları saymaksızın, mutluluğun parayla satın alınabilir olduğunu kabul ettiğimize göre mutluluğun bir son kullanma tarihi olmalı. Eskiden mutluluğun son kullanma tarihi epey uzundu nitekim ürünlerin kalitesi dayanıklılığından gelirdi. Bazı küçük ev aletlerininonyıllarca arıza vermeksizin çalıştığını, bazı elbiselerin yıllarca renk ve görünüşü koruduğunu duyardık. Sonra cin işletmeciler dayanıklıkla ölçülen kalite algısının karlı olmadığını fark ettiler. Adam gelip bir traş makinesi alıp otuz yıl boyunca dükkana uğramayacak… Bunun yerine kullanıcılara farklı hazlar yaşatmaya karar verdiler. Örneğin her yıl başka bir hince özellik ekleyip bunu vurgulayarak bir önceki kullanıcılara ellerindeki ürünlerin eskidiğini hissettirdiler daha sonra da eskiye göre daha sıkça arıza verip servise yöneltecek düzeyde daha az dayanıklı ürünler ortaya çıkarıldı. Örneğin şarjlı traş makineleri, suyla çalışabilir traş makineleri, özel bıçaklı traş makineleri gibi. Böylece eskiden alelade tek bıçaklı jiletlerle traş olmak gibi sıkıcı olan bir edim anılan ‘yeni’ cihazlarla bir süre eğlence haline dönüştü. Ta ki başka bir mutluluğun peşinden gidene kadar. Cep telefonlarına hiç girmiyorum…

Böylece bedava olan bayağı haline geldi. Böylece on kilometre ötedeki spor salonuna arabayla gidip bir kilometrecik yolu koşu bandında harcar hale geldik. Bu yolu arabayla tepmek yerine yirmide birini yani 500 m’yi yürüyüp hemen oradan geri dönerek spor salonunda yaptığımız aktiviteyi ücretsiz hale getirebilirdik. Üstelik açık havada. Ancak bu bedava olduğu için ‘havaya giremiyoruz’. Çünkü cin işletmeciler bizi spor salonuna gitmekle sportif olduğumuzu düşündürtmeyi başardılar. Şimdi, bir çok okur spor salonuna gidip on kilometre koştuğunu iddia edebilir. Ancak yine zararda… Spor salonu evine çok yakın olanlar için ise ortalama ev maliyetlerine eklenen fahiş başka maliyetleri hatırlatmaya gerek yok. İnşaat sektörü bir konut projesinde ‘fitness salonu’ ve bir dizi başka özelliği ekleyerek satılacak konutları daha karlı hale getirmeyi uzun süre önce öğrendi. İstatistik bilmeyen cezasını çekecektir. Geçen yıl spor salonunda gittiğiniz “günlük ortalama süre” neydi? Başka bir deyimle “harcadığınız toplam spor salonu saati”/365 nedir? Baştan hatırlatılmalı: Eğer bu süre günlük olarak 20 dakikadan az süreye tekabül ediyorsa zaten uzmanların önerdiği günlük minimum spor süresinin altında kalıyorsunuz. Üstüne para vererek…

Gerçi kızmamalı, bizim bu kendimizi kandırmalarımız kendini kandırmayan bir avuç insanın helalinden Q7’lere binmesini temin ediyor. Bir de şu slogana bayılıyorum: Parayı nereye götüreceğiz… Cevap: Paranı yatırıma götür. Küçük veya büyük bir fon kur. Paran biriksin. Gerçekten lazım olan bir yere, aklı başında işlere harca.

Bayağılaştırılmış mutluluklar yeniden ve yavaşça yeniden gözden geçirildiğinde aslında paha biçilmez oldukları fark edilebilir: Denemesi bedava, sabah erken kalkıp evinizden uzaktaki bir fırından ekmek almayı deneyin. Evet spor ve ekmek kokusu bonus. Çoktan uyanmış fırıncıların alacakaranlıktaki mistik çalışmaları ‘bereket’ kavramını yerinde görmenizi sağlıyor. Gürültü, trafik, acele yok. Gerçekten tanımadığınız birilerine selam verip iki çift laf etmeyi öğreniyorsunuz. İnsanız nitekim… Dipnot: Kepekli alın.

İlla para harcayacağım diyorsanız sevdiklerinize hediyeler alın. Aman kapitalizme uyup bunu doğumgünü, yıldönümleri vs. için değil sebepsizce ve zamansızca yapın. Parayı gerçek mutluluğa çevirmenin tek aracı içtenlikle verilen hediyelerdir, küçük veya büyük. Bilim de böyle söylüyor.

Kapitalist diyete alıştıktan sonra bilişsel olarak artık sadece gerçek ihtiyaçlarınıza para harcamaya başlarsınız. Dahası, binbir emekle kazandığınız (kolay yoldan kazanma yolu bulmadıysanız) parayı gerçekten ama gerçekten ‘kaliteli, yararlı ve ekomik’ olana harcarsınız, markette sahte indirim kampanyalarına değil. Benden söylemesi.. ¦Bunları işletme üzerine akademik çalışma yapmış biri olarak söylüyorum 🙂

Reklamlar

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑