Ödeme modellerine göre inşaat sözleşme tipleri: Lump Sum, Global Price,Unit Price


Özellikle inşaat sözleşmeleri, çoğu kez uzun süreli, kompleks işler barındıran ve farklı çıkar dengeleri içeren “sistemler” olarak önemli hukuki özellikler sergileyen sözleşmelerdir. Bu noktada özellikle Uluslararası Finansmanla yapılan projelerde sıkça karşılaşılan, Lump Sum, Unit Price ve Global Price kavramları hakkında zaman zaman kavram kargaşası olmaktadır. Bu üç kavramın ana çerçevesi inşaat sözleşmesinin ödeme şekli olmaktadır. Her biri taraflara yani işveren ve müteahhide (elbette bazen de müşavir firmaya) farklı riskler yüklemektedir. Anılan özellikler pratikte de uygulanmakla birlikte zaman zaman Türkiye ve Yurt Dışındaki istisnai yargı kararlarından ötürü kavramsal özelliği dışına çıkabilmektedir. Şimdi kavramları açıklamaya geçelim:
Lump Sum Sözleşmeler:Bu sözleşmeler götürü bedeldir(işin parçalarına göre veya gün başına ödeme söz konusu değildir). Yani sözleşme işin tam bitmesine (anahtar teslimi) dönük tek fiyat üzerinden yapılmaktadır.
Götürü ücretin sabit oluşu, inşaatın fiilî maliyet masrafları ve yapılan işlerin miktarlarından bağımsız olmasından kaynaklanır (Kaplan, 2001; Baygın, 1999,Aktaran:Şekerci).
Müteahhidin yapımdan sonraki masrafları göz ardı edilir (Huse, 2002). Dolayısıyla eskalasyon ödenmez.
Müteahhit, ücret sabit olduğu için, işçi ücretlerindeki veya malzemelerdeki fiyat artışı gibi önemli riskleri de göz önüne almalıdır. Çünkü, müteahhidin yaptığı masrafların gerçek tutarı ile sözleşmede kendisine ödeneceği belirlenen sabit ücret arasındaki fark onun kâr veya zararını oluşturmaktadır (Huse, 2002,Aktaran:Şekerci).
Ancak istisnai yargı kararları da mevcuttur. Fakat ilke olarak istisnai haller dışında durum yukarıda zikredildiği üzeredir.


Global Price Sözleşmeler: Global price sözleşmeler Lump sum’ın özel bir türünü teşkil etmektedir. Bu ücret türü ile taraflar her türlü pahalılaşma veya fiyat artışına karşı çekincelerini ortaya koymakta, sözleşmenin kesin fiyat özelliğini bir anlamda ortadan kaldırmaktadırlar. Burada ücretin her türlü pahalılaşması durumunda, bu durum ister enflasyon ister malzeme fiyatlarıyla da işçi ücretlerindeki artış sebebiyle ortaya çıksın, tarafların sözleşme ile haklarını saklı tuttukları görülür ve sözleşme ile belirlenmiş olan ücret yeni duruma uydurulur. (Şekerci,2010)

Global Price’ınbu anlamda götürü(-sabit) ücretten farkı, global ücrette pahalılaşmadan doğan fiyat farkının ayrıca ödeniyor olması iken götürü ücrette bu fiyat farkının ödenmemesidir. Fakat, global ücrette fiyat artışından doğan fiyat farkı ödenecek kalemlerin ayrıntılı olarak belirlenmesi gerekir. Aksi halde, taraflar arasında ihtilaf doğabilir ve çözümü güç olabilir (Baygın, 1999; Ergin, 2003; Kaplan, 2001,Aktaran:Şekerci).

Unit Price Sözleşmeler: Taraflar, sabit-götürü ücret veya global ücret dışında bir başka ücret türü olan birim fiyatlı ücreti de sözleşmelerine taşıyabilirler. Bu ücret türü ile inşaatın bedeli önceden belirlenmiş birim fiyatlara göre tespit edilir. Bu şekilde belirlenmiş olan ücret de yine “götürü(sabit) ücret” in bir tarzıdır(Kaplan, 2001,Aktaran:Şekerci).
Öncelikle; birim fiyatlar tespit edilir. Birim fiyatlar, sözleşmeye göre müteahhidin üstleneceği inşaattaki birçok işkalemi için her yıl tespit ve ilan edilen rayiçler kullanılarak geliştirilmiş fiyat analizleri sonucu bulunur. Bu şekilde belirlenen birim fiyat cetvelleri, inşaat işlerinin poz numaraları ile birlikte bir liste halinde hazırlanır ve sözleşmenin eki olarak sözleşmeye dahil edilip taraflarca imzalanır. Böylece müteahhidin yaptığı inşaat kalemlerinin miktarları(yani metre, metrekare, ton, kg, adet ve parça cinsinden hesaplanan birim miktarları) sözleşme ile kararlaştırılmış birim fiyatlarla çarpılarak her kalem işi için müteahhide ödenecek ücret bulunur. Son olarak bulunan her bir iş kalemlerinin ücretleri toplanır ve böylece inşaatın tamamı için müteahhide ödenecek ücret elde edilmiş olur. (Kaplan, 2001, Aktaran:Şekerci). Müteahhit daha sonra birim fiyatlara itiraz edemez. Ancak yine istisnai yargı kararları mevcuttur.
KAYNAKLAR:
Huse, Joseph. A/ Hoyle, Jonathan Kay 1999. FIDIC Desing-Build, Turnkey and EPC 
Contracts,  International Construction Law Rewiew,s. 27-37 
.


Kaplan, İ. 2001. “İnşaat Sözleşmelerinde Yapı Sahibinin Ücret Ödeme Borcu ve Yerine 

Getirmemesinin Sonuçları”, İnşaat Sözleşmeleri(Yönetici-İşletmeci Mühendis ve 
Hukukçular İçin Ortak Seminer), s. 105-171. Ankara.


Şekerci,Sena. “Anahtar Teslimi İnşaat Sözleşmesi”, Yüksek Lisans Tezi,Başkent Üniversitesi Özel Hukuk ABD, 2010
Reklamlar

Fast Track (Hızlı Yol) nedir?


Fast Track (Hızlı Yol), İnşaat sözleşmeleri için işin farklı zamanlarda yapılacak parçalarının önceden planlanıp ayrı ayrı yüklenicilere (taşeronlara) verilmek suretiyle hızlandırılmasıdır. Çok dikkatli bir planlama ve sözleşme yönetimini gerektirir.

Erkenciliğe övgü




Adaletiyle meşhur Îran hükümdarı Anûşirevân’ın oğlu hürmüz, gençlik zamanında sabahlara kadar yer, içer, eğlenir, sabaha yakın yatardı. hocası büzürgmehr hakim ise, her sabah onu gaflet uykusunda yakalar ve nasihat ederdi: “ey saadetli şah! seherle kalk. çünkü seherde kalkanlar, saadet ve şeref bulur, zafer kazanarak yardıma nail olurlar.” hergün yapılan bu nasihatlardan rahatsız olan hürmüz, adamlarına:

“bre! birkaçınız seherde kalkıp hocanın yolunu kesin, üzerindeki elbiseleri soyup alıverin!” der.
erken kalkıp söylenenleri yaparlar. elbisesiz hürmüz’ün huzuruna çıkan hoca’ya: ey yol gösterici bilge hocam, bana her zaman ‘seherle kalkan saadet ve zafere ulaşılır, yardıma nail olur’ derdin. hayret değil mi, erken kalktın, zillet ve musibete dûçar oldun” der.
hoca, “ey cihan şâhı! bu durum söylediklerimin ispatıdır! soyguncular erken kalkmada beni geçmişler. saadetli talihleri kuvvetli oldu!”
eee boşuna dememişler “erken kalkan yol alır.”

Hatasız düşünme sanatı kitabından; Fransız sömürge valisinin sıçanla imtahanı


Dorbelli’nin “Art of think clearly”(Net düşünme sanatı) kitabını okuyorum. Bu kitabın Türkçe çevirisi de mevcut NTV yayınları tarafından hazırlanmış. Ancak kitabın Türkçe adı “Hatasız düşünme sanatı” olarak çevrilmiş. Evet belki de biz Türkçe düşünürken net düşünmek yerine hatasız düşünmeyi daha çok talep ederiz. Ya da bir pazarlama hamlesi…
Kitap insan oğlunun düşünürken meylettiği düşünme hatalarını sıralıyor. Bu hataları sırf kitap olsun diye uydurmamış elbette. Yazar kitap ortaya çıkmadan önce genel olarak yapılan düşünme hatalarını derlediğini zamanla bunları başka insanlarla da paylaştığını ve canlı bir varlık olarak kitabın geliştiğini ifade ediyor.
Gerçekten “Hakikaten böyle mi düşünüyormuşuz” dedirten yerler var. Bu yönü ile gayet iyi bir kitap…
Tadını kaçırmamak adına daha fazla anlatmayacağım. Ancak en çok hoşuma giden anekdotlardan birini paylaşmak isterim:
“Vietnam Fransız sömürgesi iken, Hanoi şehrinde sıçanların artması üzerine sömürge valisi bir karar alır. Sıçan yakalayıp getirenlere ücret ödenecektir.Vali bu yöntemle sıçanların azalacağını öngörür. Bir süre öyle de olur. Ancak uzun süre sonra sıçanların sayısı azalmak yerine artar. Sonra fark edilir ki bazı uyanıklar sıçan çiftliği kurup yetiştirmeye başlamış.”
Bu hikayeyi “Avukatınızla saatlik anlaşma yapmayın” başlığı altında anlatıyor. Yani insanların sizin düşündüğünüzü aynen yapacakları, canla başla çalışacaklarını düşünmek de bir düşünce hatası. Daha fazla örnek kitapta var.
Tabi akla zamanında Türkiye’de de uygulanmış olan “akrep toplama” hikayesi geliyor. Ancak kabul edelim o başarılı olmuş. Bu hususu da AGT şirketi CEO’su Mehmet Söylemez’in kitabından öğrenmiştim. O zamanlar Mardin’de yaşayan ve sonrada AGT Mardin bayii olan bir beyefendinin (adı aklıma gelmedi) ticaret hayatına, aldığı yemeğin sarılı olduğu gazete üzerindeki “akrep toplama” ihalesini duyup mahallesine giderek akrep toplayanlardan akrebi belirli bir ücrete satın alıp büyük miktarda akrep topladıktan sonra üstüne karını koyup ilgili idareye satışını anlatıyor. Başka bir deyimle Mardin’de akrep yetiştiren falan olmamış. Vietnamlılar işte:) Ama Kayseri ve Siirtli hemşehrilerimiz için durum nedir onu öğrenemedim:)
Başa dönelim:
Projelerinizde, planlarınızda “şöyle yapar, böyle sonuç alırız” şeklinde “Türk Tipi (pardon Fransız tipi)” yaklaşımlarla çalışanlarınızın ya da iş arkadaşlarınızın aynen düşündüğünüz gibi davranacaklarını umut etmeyin.
Çok mu basitçe, filozofik olmayan bir öneri oldu… Kitap dışında benim de örneklerim var: Bir zamanlar sınırsız olan telefon tarifelerini çıkaran firmalar toplumumuzun telefon aygıtını bebek odası walkie talkie’sine dönüştürebileceğini bilememişti mesela…
Yine ankesörlü telefonlar devrinde jetona ip bağlayıp da sınırsız konuşanları da ankesörlü telefonları jetonla çalıştırmayı akıl eden mühendis düşünememişti.

What’s Yandex must do for dissemination of Yandex.Mail service?


Since Yandex.Mail shipped i tend to use it because of its clearity, tiny interface and may be feeling of it’s time to try new things.  But i can’t… Because Gmail lock-in effect witholded me. All of my different accounts, and my mails, tags, rules for many years… Yandex announce users with using POP3 strategy to migration. It’s a big mistake becaue requires burn one’s bridges. I just not ready for this. Yandex should change his migration strategy with IMAP3 on webapp in this way he can pull us into Yandex.Mail service.

Akademik Makale Okuma Kılavuzu


 
Akademik makaleler arasında kaybolma, gereğinden fazla zaman harcama, masa başında kalmaya bağlı sırt ağrıları, eksik anlatımlar, yetersiz referanslar… Akademik okumaya ciddi emek harcayanların özellikle ilk zamanlarda karşılaştığı klasik “yan etkilerdir”.
 
Bunlardan korunmak  için belki de gelmiş geçmiş en iyi kılavuzu Waterloo Üniversitesinden S. Keshav “How to Read a Paper” isimli eseri ile sunmuştur. Bu makalenin Sayın İsmail Arı tarafından yapılmış “Bir makaleyi nasıl okumalı” başlıklı  çevirisi bulunmaktadır. Bu makaleyi yeni duyduysanız öncelikle onu okumanızı öneririm. Kendisine çalışmasından ötürü müteşekkiriz.
 
Bu yaklaşıma “Keshavian Okuma Yaklaşımı” demek yerinde olacaktır. S.Keshav yaklaşımından elde ettiği faydayı şöyle açıklıyor:
 

“Bu yaklaşımı geçtiğimiz 22 yıl boyunca konferans bildirilerini okurken, değerlendirme yazısı yazarken, arkaplan araştırması yaparken ve tartışma öncesi makaleleri hızlıca değerlendirirken kullandım. Bu disiplinli yaklaşım beni öncelikli yapılan bir kuşbakışı ile detaylar içinde kaybolmaktan alıkoyuyor. Birtakım makaleleri ne kadar sürede okuyacağımı tahmin etmemi sağlıyor. Ek olarak, makaleyi ne kadar derinlemesine değerlendireceğimi ihtiyacıma ve mevcut zamanıma göre ayarlayabiliyorum.”

 
Şahsen kendisi de bir makale olmak üzere Keshav’ın makalesini defalarca okudum. Ancak  zaman zaman unuttum, akademik okumalarda eski alışkanlıklarıma meylettiğim ve doğal olarak kaybolduğum zamanlar oldu.
 
Ancak sonunda, analitik olarak adım adım kendi yöntemini anlatan ancak benim zayıf hafızam yüzünden efektik sonuçlar vermeyen bu makaleyi “cheatsheet” formatına ya da daha naif olarak “blueprint” formatında hazırlamaya karar verdim. Bu kağıt aynı zamanda okuduğunuz makaleleri unutmamak adına tutacağınız özet formu olarak da kullanılabilir. 
 
Tabii “How to read a paper” makalesinde anılan 3 aşamalı yöntem okunmaya karar verilmiş bir makalenin nasıl okunması gerektiğini anlatıyor.  Hangi makalelerin okunacağına karar vermek için ise aynı makalenin "Literatür taraması yapmak“ başlığı güzel bir yöntem sunuyor. Bu yöntemi ise bu aşağıda elle hazırladığım illüstrasyonda bulabilirsiniz.
 
 
İlgili formu buradan indirebilirsiniz. Önerim formu bilgisayar üzerinden değil elle doldurmanız. Böylece makale okurken ekranlar arası gitmek yerine önünüzdeki forma not alırsınız.
 
İyi okumalar
 

Samsung mu Iphone mi? Google Trendleri üzerinden inceleme


image
Google’ın “Google Trends” adlı hizmeti dünya çapında yapılan aramaları analiz ediyor. Hangi bölgede neye ilgili duyulmuş, ne kadar aranmış tüm bunlar güçlü şekilde istatistiklere dökülüyor. Arama adedi yerine okunabilirliği daha kolay olan 100 üzerinden ilgi indeksi(puanı) kullanılıyor. Ayrıca birden fazla arama terimi mukayese edilebiliyor. 
Elbette ilginç sonuçlar da ortaya çıkıyor.

image

Yozgatlılar Samsung’cu, Erzincanlılar Iphone’cu
Şu adresten görebileceğiniz Iphone ile Samsung arama karşılaştırmasında en çok ilginin açık ara Samsung’a yönelik olduğunu görmekteyiz. Bu durum zaten Samsung’a yönelik artan ilgi ile paralel.
Diğer taraftan sebebini anlayamadığım şekilde; Türkiye’de Samsung kelimesi en fazla Yozgat’ta aranmış. Iphone ise önce istanbul’da daha sonra Erzincan’da en çok aranmış. Siirt neredeyse akıllı telefonlarla ilgilenmiyor

Ateş düştüğü yeri yakar, Suriye sorgusu en fazla Hatay’da yapılmış

image

Suriye ifadesi ile ilgili arama trendleri incelendiğinde ise bariz şekilde Hatay ön plana çıkıyor. Güney illerinde de göreli bir ilgi var (nedense yine Siirt hariç, Siirt akıllı telefonlara ilgi gösterilmediği gibi Suriye konusunda da ilgisiz, sebep internet bağlantısına sahip yerlerin azlığı olabilir, ancak istatistikleri ta dünyanın öbür ucundan alabildiğimiz bir dünyada Siirrt’te internet yaygınlığını bulmak epey güç) 


image
MHP Oyunu bozar!
Siyasal partilerinde arama sıklıklarını trende koyuyorum. Beklentim oy oranları ile arama sıklıkları arasında paralellik yakalama, ancak MHP oyunu bozuyor (tam seçim sloganı) En fazla aranan ifade MHP. Aranan illere baktığımızda ise tüm partiler her ilden hemen hemen aynı oranda aranmakta iken BDP’nin aranma sıklığı haritası neredeyse oy aldığı illerle örtüşüyor.

image


Liderler Partilerden daha önemli
Siyasal parti liderlerini ile ilgili trendleri incelediğimizde ise oy oranları ile tam uyuşuyor.

image

Ramazan’ın gelişi Google’den belli olur. Ramazan’da Namaz top trend!
Ramazan ve Namaz kelimelerini karşılaştırdığımızda ise Ramazan için arama sıklığı tam kalıp olarak çıkıyor. Ramazan aylarında, Ramazan ifadesi en çok arananlardan. Ramazan müslümanlığı tezini doğrulayan durum ise, Ramazan ayı etkisiyle Namaz konusunda aramaların Ramazan aylarında artıyor olması.




Yazı 2.0


Söz uçar yazı kalır. İnsanoğlunun yazıyı keşfi ile yani düşüncelerin artık yayılabilir, ölümsüzleştirilebilir, daha kapsamlı olarak değerlendirilebilir olması elbette günübirlik, anlık, derinliksiz olan söze göre daha güçlüdür ki bu söz söylenmiştir. Söz gümüşse sükut altındır, yazı ise platindir. Bu da yeni atasözü denememiz olsun…
Yazıyı keşfeden insanoğlu kıyamete kadar bununla mı yetinecek? Elbette değil. Farkında mıyız? 2. Sümer çağını yaşıyoruz. Bu kez Yazı 2.0 (1) icadını yapan Amerikalılar. Yazı 2.0 nedir: Şöyle izah edelim: Şu an okumakta olduğunuz karakterler ‹text› yani yazıdır. Lineer olarak okunur. Giriş, gelişme ve sonuç kabilinden kutsal çerçeveleri vardır. Anafikri vardır. İster istemez kitabi vakariyet mucibince ciddidir. Hissi olmamaya özen gösterir. En fazla empati yapar… Text bu hali ile kalın kalın ciltler, tezler, antitezler bunlar üzerine yazılar, kutsal kitaplar ve onlardan günümüzde gazeteler olarak hergün üretilen, gündeme, zamana, yazarın haleti ruhiyesine göre değişebilen bir olgu olarak fazlasıyla ‹erişilebilir› olmaktan çıkmıştır. Yani text okumak için kütüphanelerde, notlar arasında, küpürler arsında okumalar yapmak gerekir dahası bu çalışmalar zaman alır ve elde edilen rafine bilgiler de yepyeni bir text olarak raflarda yerini alma ihtimaline sahip olmakla birlikte her zaman eleştirilebilir. Buraya kadarki kısım 1. yazı çağıdır.
1. yazı devri bitmek üzeredir. Nitekim İnternetin ortaya çıkmasının hemen sonrasında değil de, internetin gazeteler hatta kitapların yerini almaya başlaması ile tetiklenen ve sosyal medya ile sonsuz etkileşim olanakları ile başlayan gerçek «hipertext» çağı 2. yazı çağıdır. Hipertextin 1.yazı çağındaki textten farkı: Oluşturulduğu anda yayınlanabilen, yayın masraflarının teorik olarak olmadığı, herkese açık, her an her yerden erişilebilen, güncellenebilen, yorumlanabilen, paylaşılabilen, içeriğin içerisine rahatlıkla her türlü video (yani anlar, gerçek zamanlar) konabilen, basit ve küçük parçalara tasnif edilebilen ve hepsinden önemlisi «aranabilen» içerik olmasıdır. Hiper olma vasfı halen kullandığımız yazı diline bu eklenen bu üst özellikleri ifade etmektedir. Semantik web çalışmaları kapsamında insanoğlu webde daha da hızla üretilmekte olan içeriğin daha güçlü aranabilmesi ve birbirine bağlanabilmesi için çaba sarf etmektedir.
Buraya kadar sorun yok. Hipertext ve mobil devrimin yarattığı hastalık derecesinde dikkat dağınıklığı ile mücadele edebiliyorsanız hipertext verimliliğinizi daha fazla arttıran bir olgu kabul edilebilir. Böyle bir dikkat dağınıklığı ile mücadele edemiyorsanız. Stay Focusd türünden onlarca anti-distract yazılımları işinizi görebilir.
1. yazı çağının tam yaşayamayanlar için problem daha da büyük onlar «raflara konabilecek bilgileri zihinlerine koymayın» nasihatini uygulayalım derken, onlar için, bilgi artık raflardan değil ceplerden ulaşılabilir halde olduğundan, yani herhangi bir bilgi lazım olduğunda (anlık meraklar ve tartışma ortamları dışında pek de lazım olmaz ya) hemen bulabildiklerinden, text devrinden kalma ‹yapılandırılmış› bilgiye, yani uzun okumalar, araştırmalar ve değerlendirmelere ihtiyaç duymayacaklardır. Artık bilgi istendiğinde elde edilen bir metadır. Meslek dışı bilgi yatırım değerini en azından bireyler için yitirmiştir. Elbette bunda gençlerin entelektüel enerjilerini sadece testlere ve mesleki uygulamalı bilgilere yönlendiren eğitim sisteminin de etkisi büyüktür.
Peki Yazı 2.0 versiyonuna erişerek hipertext olmuştur da «Söz» halen 1.0 versiyonda mı kalmıştır? Elbette hayır. Eskiden genç işi belki de çok ciddiye alınmayan Twitter Söz 2.0 kabul edilebilir. 140 karakterle, herkesin sesini çok derin analizlere girmeden duyurabilmesine, tekil fotoğraf ve video paylaşabilmesine olanak veren bu icattaki dilin sözlü dil olduğunu anlamak güç olmayacaktır. Nitekim paylaşılanlar kısa ve etkili olmak zorundadır. Bu ise bir sloganın tam tanımıdır. Ayrıca Twitter, kullanıcıları dışında, az bilinir hashtag mekanizması sayesinde, en çok tweet atılan konuyu en üste (TT) taşımaktadır. Bu mekanizma, toplumsal olaylarda tarafların kendi konularını en üste taşımak için durmadan sloganvari tweetler atmasını tetiklemektedir. Diğer taraftan sloganvari tweetlerin daha çok retweet edildiği ya da favorilere eklendiği bilindiğinden, kullanıcılar daha saldırgan ya da da sert içerikli tweetleri paylaşmaktadırlar. Bu anlamda son zamanlarda ortaya çıkan «trol» tanımı aslında bu soruna tam olarak gönderme yapmaktadır. Troller sayesinde twitter durmak bilmeyen bir dedikodu makinesine dönüşmektedir.
Sadece gerçek insan trollerin gücü bir yere kadardır. Karanlık yazılım marifetiyle tweet yollama otomatikleştirilebilmekte, sürekli olarak gündem yaratmak için yazılım kullanılmaktadır. Böyle olmasa tek başına yüzbinlerce tweet atan hesaplar zaten var olamaz.
Twitter içerisinde oluşan bu kontrolsüz gündem ya da tam anlamıyla kaos zaman zaman dezerformatif ya da toplumsal mühendislik projelerinin parçası olan tweetlerin zaman zaman tanınmış siyasiler ya da ünlü kişiler tarafından bilinçli veya bilinçsizce paylaşılmasını sağlayabilmektedir. İşte tam bu noktada hipergerçeklik gerçekliği geçmekte, inandırıcı olmakta, bu kez sahada olup bitenle hipergerçeklik berzahına yansıyan arasında farklılık husule gelmektedir.
Yazı 1.0 bir şekilde üzerinde konsensüs oluşabilir sınırlı ya da insanın yetişebileceği bir hızda çalışan sistemdir. Bu yüzdendir ki «literatür» diye bir kavram vardır. Akademik dünya, düşünürler kimi konularda hemfikir olabilirken kimi konularda hemfikir değildir. Bu iki uç arasındaki devinim dar anlamda bilimi ortaya çıkarır.
Yazı 2.0 ise sürekli olarak çalışan, anlık olarak değişen, herkesin farklı anlarda, farklı yerlerde farklı içerikler görmesinin mümkün olduğu ve konsensüs oluşturulamayacak, derlenemeyecek bir ortamdır. Böyle kaotik bir ortamların sosyal hareketler için zemin oluşturması olgusu ise yukarıda andığımız bilgiyi büyük ihtimalle sadece cebinde taşıyan genç kesim düşünüldüğünde bugün sosyal medya üzerine yapılan tartışmaların temelini oluşturmaktadır.
Düşünün ki, en naif hali ile herhangi tartışmalı konu üzerine yapılan bir haber sonrasında sosyal medya hareketlenmekte, durmadan bir şeyler paylaşılmakta, paylaşılan şeylerin «özellikle şey diyoruz nitekim bu şeyler içerik olma tanımından epey uzaktırlar» kaynağı genellikle belirsiz olmakta, her paylaşımında farklı konular eklenebilmektedir. Bilgi yıldız geometrisi ile tek merkezden veya farklı bir kaç merkezden değil, matris yapısı halinde bireyler arasında yayılıp değişime uğramaktadır. Böyle olunca, özellikle yazıdan daha fazla duygusal etkileme gücü olan sarsıcı resimler ve bu resimlere eklenen maniplatif yazılı ve kısa ifadelerle kitleler hareketlenmektedir. Daha da kötüsü sosyal medyanın «dikkat düşmanı» yapısı nedeniyle sosyal medyadaki viral mesajın alımı saniyeler sürmekte daha sonra üzerine fazla düşünülmeden yeniden paylaşılmakta veya öylece atlanmaktadır.
Doğal olarak böyle bir kaos içinde bilinçsiz ve zayıf entelektüel birikime sahip olma ihtimali yüksek bir internet genci, sağduyusunu yitirebilmektedir. Öfke duyduğu bir haber konusunu neden sonuç ilişkisi içinden düşünmeden, medya okuryazarlığı olmaksızın salt meta olarak haberi alıp önyargısına yepyeni bir malzeme oluşturmaktadır internet genci.
Ne yapılabileceği en zor soru olacak. Dizginlenmesi mümkün olmayan bu dağıtık aklın, yani internetin dış müdahalelerle legal yollar dâhil derlenip toplanması epey zordur. Belki suç internetin de değildir. «Kanun koyucunun» uzun vadede daha entelektüel nesiller yetiştirecek tedbirler alması, şeffaflığın ve yönetişimin arttırılması, toplum psikolojisinin sağduyu üretecek biçimde yeniden ele alınması, internetin ya da Yazı 2.0nın muzır etkilerinden sadece gençleri değil herkesi kurtarabilir.
Neticede ne kadar meşru olurlarsa olsunlar her eylemin bir «maliyeti» vardır.
[1] Web uygulamalarının interaktif hale gelmesi ve artık neredeyse işletim sistemlerinin yerini almasını kasteden Web 2.0 deyiminin Yazı için uyarlanmış halidir.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑