Kara Arşiv 12 Eylül’ün Karanlık Yüzü


Kara bir arşivimiz varmış gerçekten…İnsanlık için utanç vakalarının icra edildiği dönemlerde biz 80 gençliği ya da susam sokağı gençliği darbenin “ulu mimarı” Kenan Evreni televizyonlarda ara sıra görür, karanlık yöntem ve yönetimini bilmezdik. Mamak, Metris ve Guantanamo ile Ebu Gureyb hapishanelerine rahmet okutan Diyarbakır ceza evinde yaşanmış utanç manzaralarını bu kitap ile bir kez daha idrak ettim. Fare yediren, foseptikte banyo yaptıran, gece uyurken bile esas duruşda olmayı öngören, elli tane marş ezberleten, mahkumuna su bile vermeyen bu zihniyetin insafsızlıkta nelere kadir olduğunu göreceksiniz. Bu canavarca işlerin meşhur faillerinden Esat Oktay Yıldıran tanışacaksınız. 
image
Reklamlar

HTML sayfası içinden CSS ve Javascript dosyalarına nasıl link verilir?


Basit bir HTML dosyasını dışarıdan stilize etmek için CSS kullanırız. Aynı şekilde sayfamıza etkileşim katmak için ise Javascript kullanırız. Her ikisi de mevcut html dosyası içerisinde dışarıdan linkle ithal edilmeksizin direkt olarak tanımlanabilmektedir. Ancak bu kod okunabilirliği ve modülerlik bakımından tercih edilen bir yöntem sayılmaz.
Peki nasıl tanımlarız dış CSS ve Javascript dosyalarını: Aşağıda gösteriliyor:

https://gist.github.com/suatatan/f2fc490f01359d2cc13f.js

Aydınların değeri


Eğer toplumda «aydın» olmak gibi bir sıfat varsa birilerin karanlıkta ya da en azından alacakaranlıkta olması şarttır. Aydının doğruyu bilmekle mi doğruyu yapmakla mı aydın olacağı konusuna gelince; bu soruya verilecek cevap, kişinin aydından beklediği ile doğrudan ilişkili olması kaçınılmaz olacaktır. Aktivist bir aydın beklentiniz varsa aydını eylemci, doğru bildiğini icra eden «Edward Said» gibi düşünmeniz gerekir. (Edward Said Filistin’de Hristiyan olmasına rağmen İsrail askerlerine taş atmıştı). Ama daha kurmay rolde bir aydın düşünüyorsanız aydının doğruyu bilmesi kafi olacaktır. Tuhaf olan ise aydının bilmek veya icra etmek arasında olan bir doğru bilir kişi olması takıntısı değil mi? Hayır aydın da doğruyu bilmeyebilir. Epiktetos: «Yanlış ile doğruyu ayıran aklın kendisi yanlış yola girerse ne olur?» diye soruyor. Yine Hekimoğlu İsmail aklı cetvele benzetir. O eğriyse çizgisi de eğri olur der. Bir de biz soralım; Aydınların eğri olması mümkün müdür? Neden olmasın? Neticede aydınlar, halk adına düşünen ve düşünme farz-ı kifayesini icra ederek toplumu düşünmekten kurtaran zat-ı aliler değiller mi? Bu elistisyen rol onları da belirli bir iktidar gücüne vakıf kılmıyor mu?
Aktivist aydınımız yahut entelektütelimiz Edward Said aslında tanımı çoktan yapmış: «Entelektüel fildişi kuleler ile halkın safları arasında kalmak arasında tereddüte olan kişidir» 
Peki aydınlar saygıyı hak ederler mi? Pragmatik bir cevap vermek icap ederlerse; «aydınlattıkları ölçüde» diye cevap verebiliriz. Yanmayan gaz lambasını ancak nostaljik değeri için asarız duvarlarımıza. Aydınlar ise «yeni şeyler söylüyor» veya «kadim bilgelikleri hortlatıyor» ise saygıya layıktır. Aksi takdirde haris birer bilgi tüketicisi ya da vergisini ödemeyen doyumsuz zenginlerden hiç bir farkları kalmayacaktır.

Politik Agnostizm


İktidar veya muhalefet üzerine konuşmak her zaman koyu bir tartışma ihtimalini içinde barındırır. Nitekim bahsedilen konu ilkeleri neredeyse kati olan fizik bilimi değil siyasettir. Daha da önemlisi fizik otoriteleri olabilir ama siyasette de tıpkı futbolda olduğu gibi herkes otoritedir. Neticede konuşulan konular eğer ekonomi gibi biraz teknik konular değilse çobanından mankenine herkesin fikir beyan edebileceği basitlikte! konulardır. Doğal olarak tıpkı din gibi siyaset de nakli olarak öğrenilmektedir. Yani herkes evinde gece yarılarına kadar ‘memleket kurtarılırken’ siyaseti öğrenir. Pek azı bu işi kitabından ya da bizatihi sahibinden öğrenme şansına sahiptir. Evet siyaseti diyoruz, yani yapılan da konuşulan da siyaseti. Yine futbola gönderme yapalım: Eğer onula ilgileniyorsanız bilfiil oynuyor olmanıza gerek yok. İçindesiniz. Durum böyleyken, herkesin milyonların seçtiği yüzlerce kişinin icraatlarını okuma şekilleri farklı olmaktadır. 
Körlerin önüne getirilen fil darbımeseli malumdur. Hayatında hiç fil görmemiş iki köre önlerine getirilen ve adı fil olan bu hayvanı elleri ile yoklayıp tanımlamaları istenir. Filin kulağına rastgelen, fil denilen ince ve yumuşak bir varlıktır der, boynuzlarına rast gelen ise, fil ince ama sert bir şeydir der. Bu körlerin fil üzerine münakaşası ile siyaset üzerine konuşmak birbirine benzer. Bütünleşik, ancak bir çok cihetiyle görülmek suretiyle bilinebilir olan bir çok konunun sadece bir boyutu ile algılanma ihtimali yüksektir.
Daha kötüsü, günümüzde dezenformasyonlar, asparagas haberlerin kaotik dolaşımı bunların da üstüne sosyal mühendislik amaçlı yanıltıcı retoriğin zaman zaman siyasetin dahi doğal aracı olabilmesi sayesinde yorumlanması epey güç olan büyük bir gri bir alan ile karşı karşıyayız.
Öyle ya, bir ömür verilen siyasi kariyer tek kasetle bitirilebiliyor, ya da tozlu raflarda duran dosyalar ayaklanıp sahibinin peşinden koşabiliyor. Bunlar binlerce yıldır kullanılagelen belki de klasik entrikalar kabul edilebilir.
İyi de, o zaman neden siyaset konuşmanın sonunda tartışmalar an meselesidir? Cevabı basit: Başta belirttiğimiz gibi, siyasetin de din gibi nakli öğrenilmesi ve yine din gibi özümsenmesi, duygusal temellerle bağdaştırılmasıdır. Magazin de siyaset de birer haber kategorisidir. Ancak magazin konuşulurken tartışmalar pek vaki olmaz. Elbette siyaseti magazin seviyesinde ‘ciddiyetsiz’ yorumlamak iyi sayılmaz. Ancak siyaset yanlızca anlık bireyler, söylemler ve olaylar üzerinden, haber derinliğindeki yorumlardan yola çıkılarak oluşan bir paradigma ile ‘sabit fikir’ taşır bir alan değildir. 
Yoksa politik agnosizm midir evla olan? Yani olan bitene sadece bakıp bir algı geliştirmemek midir makul yöntem? Evet! Belki de öyledir. Çünkü bırakınız güncel olanı, olmuş, bitmiş, üzerine kitaplar, makaleler yazılmış tarihi konularda bile tartışmalar sürmektedir. Objektif olan (öyle umduğumuz) bilimin, akademik saiklerle tartışmalarını devam ettirmesi doğaldır ancak herhalde bilimsel olarak hiçbir zaman bir fizik kanunu gibi ‘kanun’ olma vasfı olan bir tarihsel gerçeklik (oluşan konsensüsler veya kati olaylar değil, olayların kritiği bağlamında) yokken ve olamayacak iken, siyasetin kendine mitoloji yaratma çabası içerisinde sırtını dayadığı argümanları, argümanlıktan totemliğe terfi ettirmek doğal değildir.

Teknoloji ve insani değerler


            

Teknolojinin insani değerlerden hızlı ilerlediği doğrudur. Ancak teknolojinin insani değerlerden hızlı gelişmesi bir problemse; teknolojinin gelişmesinin hızını kesmek bunun panzehiri olmayacaktır. Ayrıca teknoloji her yerde genel geçer bir kavram olarak insanların hayatını kolaylaştırması ve herhangi bir görev içermemesi nedeniyle elbette daha hızlı ilerlemektedir. İnsani değerler ise muhtelif feragatler hatta fedakârlıklar içerir, ödevler gerektirir. Ayrıca somut da değildir. Teknolojik aletler dil denen olguyu bile gerektirmezken insani değerler dilsel ve kültürel farklılıklar barındırır.
Ancak eğer halen insani değer sayılırsa düşünme yetisinin teknolojiye yenik düştüğü kesindir. Muhtelif araştırmalar akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardan durmadan gelen eposta iletileri, kısa mesajlar, hatırlatmalar, haberler, sosyal medya iletileri ve sonu gelmeyen dikkat dağıtıcı unsurların, insanın konsantrasyon yeteneğini azalttığını ve odaklanmaya çalıştığı işte hata yapma oranını arttırdığını ortaya çıkarmıştır.
Fakat düşünme yetisi bir insani değer değildir. Yine teknolojinin sayesinde düşünce gücü tamamen metaya dönüşmüştür. Yani artık klasik iktisattaki üretim faktörleri olan emek, sermaye ve üretim araçları herkesin elindedir. Bu durumda sadece entelektüel sermaye fark yaratmaktadır. Entelektüel sermaye ise, teknoloji üretmek için teknoloji tüketmekten bir derece feragat etmek suretiyle ortaya çıkan derin çalışma ve emek ürünüdür.
Teknoloji hangi insani değerlere zarar verdi? Eğer teknoloji yüzünden ortaya çıkan sorunları teknolojiden diye düşünürsek aynı illiyet bağı ile bir bıçakla başkasını öldürme suçuna bıçak fabrikasının müdürünü de ortak etmemizle eş anlamlı olacaktır. İnsan oğlunun tabiatı insani değerler bir yana ‹suç› üretmek için dahi pratik çözümler üretmekte mahirdir.
O nedenle teknolojiyi suçlamak yerine onun menfi tesirlerini bertaraf edecek entelektüel birikime sahip bir toplum için sosyal dönüşüm sağlamak gerekir. Bu da takdir edileceği üzere, sınav-atama daire-i fasidi üzerie kurulu yapay entelektüel bir toplumla değil, somut ürünler ortaya çıkarma bakımından kıymeti takdir edilen melekelerin güçlendirilmesi suretiyle olabilir.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑