Kitapçı gezintileri

















Reklamlar

Cennetten bir köşe: Faroe Adaları


İngiltere’nin kuzeyine gidince, Gröland’a varmadan:) İzlanda’nın üstü, Faroe Adaları diye bir yer var.
Bu adayı Panoramio ve Google Earth sayesinde keşfettim. Ada Danimarka’ya bağlı ama Danimarka Avrupa Birliği’ne bağlı olduğu halde, Faroe Adası Avrupa Birliğine bağlı değil. Faroe dili konuşuluyor. Özerk bir hükümeti var. Balıkçılıkla geçiniyorlar…
Adanın fotoğraflara baktığınızda en büyük özelliği sanki rüyadan çıkmış gibi olan yüksek dağları, uçurumları, tuhaf şelaleleri…
Aşağıda seçtiğim görsel ziyafet var… Faroe adalarına bir gün gidersem daha fazla resim paylaşırım…
Büyütmek istediğiniz resmin üzerine tıklayın.

Eşyanın tabiatı



“Eşyanın tabiatını sorgulama
Gizli ve aşikare şirkten kaçın
Cenab-ı haktan gelen herşeye nehirdeki çöp misali razı ol.”

Eşyanın tabiatı yani “mahluk”un, halk edilmiş olan, soyut ve somut olguların özelikleri farklı farklı ve içiçe tafsilatla muzdariptir.  Eşyanın tabiatındaki dipsiz tafsilatları sorgulamak ve araştırmak eşyayı daha fazla bilmeye neden olur. Nesneler, olup bitiverenler, karakterler, anlar, olaylar ve milyonlarca şeyin tabiatına inerken, tüm resim görülmesi gerekirken, büyük bir resmin ufacık bir noktasına takılanlar misali, tüm resim görülmemeye, flulaşmaya başlar. Bir resimle teşbihten zinhar kaçtığım, engin hikmetlerin ise, sadece bir eşyanın tabiatına kilitlenmek suretiyle anlaşılması imkansızdır. İşte bu yüzden eşyanın tabiatını sorgulama… Onu bil, gerektiği kadar öğren, öğrenenlere mani olma… Öğrenenlerden duy. Ama takılma, sorgulama. Başına gelen şey de ‘eşya’ (şeyler) hükmündeki sayısız fenomenden biri olduğundan dolayıdır ki onun da başına, ne için, niye geldiğini sorgulama. Kaza-i ilahiyi deterministik şekilde yorumlamaya çalışanlar çoktur. Birinin başına bir iş gelir, sebepler ağına takılmış ve sanki kader-i ilahinin her bir neticesinin müsebbibini bilircesine, belki haşa müsebbib-ül esbabı unutarak, “başına gelen şundan oldu”, “ya da hak ettin” diyerek, bir ikram-ı ilahiyi bela, hakiki bir belayı ise şefkat tokadı olarak görür. Oysa bunu O’ndan başka kim bilebilir? La Ya’lemul Ğaybi İllallah. Mutasavvıfların bir ananesidir: “Dervişin ayağı taşa takılırsa, kendine bakar”. Derviş, bu olay neden oldu diye sorur. “Kendine bakar”. Olaya, eşyaya hüküm vermez. Kendi kendine te’vil etmez. Eğer dünyada her fiilin mukabili aynı aynda verilse, ahirette ne verilecektir? Rahmet veya başka ilahi hikmetlerle abd’e verilen, yaşatılan her şeyin kaderin neticesi olması ve daha da ötesinde, Latif ve Rahim olan Cenab-ı Hakk’ın ilmiyle gerçekleşmesinin üstünde bir şey var mı? İşte bu yüzden, sükütun “Essamtu Hukmun ve Qalil’un failehu” hadisinde övülen sessizliğin ruhda dahi neşvü nema bulmasının kaynağı belki de budur. La ya’lemu ğaybi illa’llah.
Ya Rab:
Nur-u hikmet, ziya-ı ihlas ile
Ruhlarımızın derinliklerinde sükutu yeşert
Bir a’manın önünden gelip geçeni lakayd bilmesi gibi
Kalplerimizde, dünyada olup bitene, lakayd kıl

Ve yanlızca “o gün” lazım olacak “tabiatı” bizlere öğret.

ÜNİVERSİTEYİ KAZANDIN YA SONRA?


 Değerli genç kardeşim;

            Üniversiteyi kazandın, hayırlı olsun! İster en iyi üniversitede ol, ister sana göre en kötü üniversitede, etiketin kutsal olduğu günümüz dünyasında, etiketi kalktıktan sonra, tüm herkesin “ürün”e baktığını unutma. Yani sen iyi olmadıktan sonra, üniversitenin iyi olması bir yere kadar. Ya da sen iyi olursan, üniversitenin adı da bir yere kadar. Eninde sonunda herkese çalıştığının karşılığı vardır. Duyacaksın, filanca üniversite mezunu  hatta 2 tane bitirmiş işsiz iken, üniversite terk onlarca insan nerelere varmış!
            Sen okulunu değil kendini düşün. Yol budur.

            Şimdi senin için en içtenlikle ve ağzı sütten yanıp da yoğurdu üfleyerek yemiş olarak değil de, işi rast gitmiş eski gençlerden biri olarak yazacağım.
            Sözlerimi iyi dinle. Gelende kazananlar susar. Hep tepeden sözler söyler. Yoğurdu yeme şekilleri gizlidir. Mistifike ederler kendilerini…

            Ben ise “abi nasihatlerini” yazılı formatta paylaşıyorum seninle; Belki bir gün dersin; “iyi ki dinlemişim”.
            Biz üniversiteyi kazandığımızda maalesef kimse üniversite sonrası hayat hakkında bir şey anlatmadı. Zaten sayıca da azdı üniversiteyi kazananlar. Onlar da iş güç sahibi olduklarından onları görmek de pek mümkün olmazdı memlekette.

            O zamanki algımız şöyleydi: “Üniversiteyi bir kere kazan, gerisi gelir…”Adeta üniversite “cennet” idi bizim için. Bir kere girdikten sonra başka şey yapmaya da düşünmeye de gerek yoktu. Zaten bir çoğumuz böyle kabul ettiği için sınavları geçip, bir satır başka şey okumayan gençlik de böyle ortaya çıktı.
            Üniversite bir cennet değil, bir sıçrama tahtası olmalıdır aslında. Tek işi ders çalışmak olan, tam zamanlı çalışmak zorunda olmayan (en azından büyük çoğunluğu) onca genç, ders dışındaki epeyce bol zamanını anlamsız işlerle geçirdiği içindir ki okul bittiği zaman, hiç bir yeteneği olmadan, maalesef işsizler ordusuna katılıyor. Hoş, yeteneği olan, hatta dahiler bile işsiz kalabilirken, kendini yetiştirmemiş gençler ne yapabilir ki?


PEKİ NEDİR BU KENDİNİ YETİŞTİRMEK?
            Türkiye gerçeklerini bilmesem şöyle bir yöntem önerirdim: Önce amaçlarınızı belirleyin, daha sonra bu amaçlara yönelik olarak geliştirmeniz gereken konulara çalışın; yani memur olmak istiyorsanız KPSS’ye, akademisyen olmak istiyorsanız ALES’e, özel sektörde çalışmak istiyorsanız sektörün gerektirdiği yazılımlara çalışın diye…

            Ancak böyle demeyeceğim. Çünkü, okulu bitirdikten sonra tek amaca odaklanıp çalışarak istediğiniz şeyi elde etmeniz mümkünse de, bunun gecikmesi ya da sizin karar vermeniz de olasıdır. Yani üniversitedeyken özel sektöre girip CEO olmayı hedeflerken, aniden gelişen evlilik süreciniz yüzünden memur olmaya karar verebilirsiniz ileride. Ya da “ben memur olacağım be abi” derken, çok iyi bir iş fırsatı karşısında özel sektöre atılabilirsiniz.
            Peki ne yapmak gerekiyor? El-cevap: İyi seçilmiş olan bir çok şey! Eski bir veciz söz var: “Bir şeyi çok iyi bil, her şeyden ise az bir şeyler bil”. Doğrusu bu söz üniversitede ne yapmalı sorusuna “önce hedeflerini belirle” diye başlayan Anglosakson NLP (Nöro linguistik programlama) tekniklerinden, ya da post-modern bilgece sözlerden daha yerindedir. Tecrübe ile sabittir, yaşadık.

            Her şeyi bilemeyeceğimize, o kadar vaktimiz olamayacağına göre üzerine çalışacağımız şeyleri iyi seçmeliyiz. Bunlardan bazıları tabiri caizse farz, diğerleri ise sizin seçiminize kalmış yeteneklerdir. En önemlilerinden başlayalım; 657 (Memur) olmam, ben özel sektör için yaratıldım dahi diyorsanız okuyun, bu yazının sonuna varmadan dahi fikriniz değişebilir. Ekmek aslanın bağırsağında!

YETENEK 1: İNGİLİZCE

            İngilizce bilmek üzerine piyasada dolaşan bildik sözlerden farklısını söyleyeceğiz. İngilizce öğrenmeme gerek yok deme lüksünüz yok! Eğer varsa bile bu dili öğrenmeniz çok şeyi değiştirecektir. Yani okulu bitirdiğinizde işiniz hazır bile olsa, daha sonrasına ilerlemek, işinizi geliştirmek, yükselmek için bu yeteneğe “minnet” edeceksiniz. Bugün orta yaşı aşmak üzere olan onlarca yetişkin, iş güç sahibi oldukları halde, bu gerçeği geç öğrendiklerinden İngilizce öğrenmek için zaten az olan zamanlarında çuvalla para döküyorlar.
            O yüzden ilk hedefiniz; Üniversitenin son sınıfında mezuniyet telaşına varmadan önce “İngilizceyi tam olarak öğrenmek” olmalı. Kendi kendinize küçük beyaz yalanlar söylemeyin; İngilizcem iyi, notlarım şu, ben chat ortamında rahatça konuşabiliyorum filan demeyin. Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında İngilizceyi bülbül gibi dahi konuşuyor olsanız bunu belgelendiremezseniz en azından devlet memurluğu anlamında “İngilizce bilmiyor” kabul edilirsiniz. “Maalesef kulağa hoş gelmese de olsa böyle”. Peki, nasıl belgelendiriliyor İngilizce; bilenler muhakkak vardır: KPDS (Kamu personeli dil sınavı). Bu sınav her yıl Kasım ve Mayıs aylarında yapılır. 40 TL’sini yatırıp, sınava başvuran herkes girebilir. O yüzden çekinmeyin. Hatta hemen ilk sınava başvurup girin, durumunuzu öğrenin. Daha sonra eğer İngilizce temeliniz hiç yoksa temelden öğrenmeye, temeliniz varsa piyasada bolca bulunan KPDS kitaplarına müracaat edin. Üniversite bitmeden KPDS işini çözün. Daha sonra ilanları izleyin. Güzel sonuçlarına siz de şaşıracaksınız.

            Uğraşamam diyorsanız, günün birinde, okul bittikten sonra; KPDS gerçeği ile yüzleşirseniz hatırlatırım. Aklınıza şu gelebilir, şu KPSS’yi halledeyim sonra KPDS ile uğraşırım; iyi o zaman, KPSS’yi halledin önce. Ama unutmayın, KPSS’yi herkes halledebiliyor neredeyse, ancak KPDS’yi herkes başaramıyor. KPDS puanınız 70’in üzerinde olursa, sadece KPDS ile personel alan kurumlar da var (sözleşmeli ve gayet iyi şartlarla). Bir de KPSS’niz olursa; hem KPDS hem KPSS ile çok iyi şartlarda çalışma imkanı bulabilirsiniz kamuda.
YETENEK 2: KPSS

            Eskiden bu işler malum, selamla, telefonla olurdu. Açık söyleyelim; O devir bitti. Arada olduğuna dair şaibeler duyuluyor. Ancak bunların olup olmaması, senin işsiz veya iş güç sahibi olacak olmanı değiştirmeyecek. Neticede yanlız değilsin milyonlarca insan bu sınava giriyor.
            KPSS için de 3. sınıfı beklemene gerek yok. Çünkü üniversite ilk yıllar genellikle daha rahattır. Son sınıflara doğru mesleki dersler artar, mezuniyet telaşı sarar öğrenciyi. O yüzden erken başlamak lazım çalışmaya. Erken kalkan yol alır.

            KPSS ile ilgili bilmeyenler için bazı teknik ayrıntıları hatırlatmakta fayda var. KPSS’ye her yıl girmek mümkün. KPSS de puan türü olarak; herkesin girip de sonuçları  ile tercih yaptığı ve direkt olarak atandığı, yani herkesin bildiği klasik KPSS ile girilen yerlere B grubu kadrolar denilir. Öğretmenler, mühendisler, İİBF mezunları, hemen hemen herkes bu şekilde istediği yere atanır. Bir de genellikle İİBF mezunları için açılan, ancak az da olsa diğer branşlar için de açılan A grubu kadrolar vardır. A grubu kadrolara direkt olarak atanılmaz. Sınava girdikten sonra, ilgili kurum ilana çıkar. Belirli bir KPSS puan türünden belirli bir eşiğin üstünde olanlara bu kurumların kendi özel sınavlarına girme hakkı verilir. Bu kurum sınavlarını geçenler ilgili kuruma yerleşirler. Genellikle yükselme şansı daha yüksek olan kariyer meslekler KPSS-A kadrolarıdır. Kaymakamlık, müfettişlik, uzmanlık, idari yargı hakimliği gibi meslekler KPSS-A kadrosudur. Bu mesleklere girebilmek için KPSS-P3 puan türünden yani genel kültür ve genel yetenek sorularından iyi puanlar almak gerekliliği yanında, KPSS’nin yüzü aşkın puan türlerinden, ilgili kurumun istediği “alan bilgisi” sorularından da iyi skor elde etmek gerekiyor. Alan bilgisinde en temel konular olan (sınavına pazar öğleden önce girilen) Hukuk, iktisat,maliye, muhasebe,işletme gibi alanlar girmekte. Rahat olun, bu sınavlarda epey çok konu varsa da hukuk bölümü için avukatlar kadar hukuk bilmek gerekmiyor. Sınav kitaplarına hakim olun yeter. Ayrıca A grubu kadrolarda genellikle İİBF mezunlarında bölüm ayrımı olmaksızın herkes başvurabiliyor. Yani İşletme mezunu başvurabilir ancak maliye bölümü başvuramaz diye bir ibare genellikle olmuyor. Detaylar için emektar site; www.memurlar.netadresinden ilanlar kısmında hayal ettiğiniz mesleklerin ilanlarını inceleyebilir ne istiyormuş diye bakabilirsiniz.

YETENEK-3: BİLGİSAYAR:

            Günümüzün, chat, facebook, torrent,crack,serial,DNS gibi terimlerine aşina, bilgisayarda çok zaman geçiren gençliğinin belki de en büyük hatası “bilgisayara hakim” oldukları vehmidir. Artık bilgisayarda sayılanları yapmak, açıp kapamak, yazı yazmak herkesin işi. Bunları bilmekle bilgisayar biliniyor olmaz. Excel’i iyi biliyor musunuz mesela? Excele veri girişi yapmaktan, tablo düzenlemekten söz etmiyorum. Mesela excel’de ustaca formül yazabiliyor musunuz? Çoklu büyük verileri filtreleme, sıralama gibi özelliklere hakim misiniz?
            Her meslek için gerekli özel yazılımların yanında, tüm mesleklerin ortak noktası olan, excel benzeri yazılımlar (spreadsheet apps) konusunda ustalaşmanız, kamu sektörüne girerken anlamlı olmayabilse de, kamuya girdikten sonra, özel sektör için ise her aşamada çok önemlidir.

            Gireceğiniz mülakatlarda, özgeçmişinize yazacağınız ofis programları bilgisini “beyaz yalan” yerine gerçeğe çevirin. Zarar etmeyeceksiniz.
            Bunun için yapılması gerekenler ise diğerlerine göre basit; Bilgisayar başında iken excel’i tırmalamak, yardım menülerini okumak, internette bolca bulunan öğretici yazı ve videoları takip etmek… İmkân ve vakit varsa, bunlarla ilgili MEB veya başka muteber kurumlarca onaylı sertifikalar sağlayan kurslara gitmek.

YETENEK-4 MESLEKİ YAZILIMLAR:
            Her branş için lazım değilse de bir çok branşın, baba yazılımları vardır. Mühendisler için Autocad, SolidWorks gibi yazılımlar, İşletmeciler, Muhasebeciler için ETA, Luna gibi muhasebe programları, Bilgisayar mühendisleri için ise Java, PHP gibi programlama dilleri bunlardan başlıcalarıdır.

            Bu yazılımlar, temel bilgisayar bilgisinden daha önemlidir. Bazı iş ilanlarında sırf bu programları bilen kişiler aranmaktadır. Bu programları efsaneleştirmeye gerek yok. Bu programlar, size onları destanlaştıranların aksine “basittirler”, o yüzden herkes kullanmaktadır. Tek fark, o programları kullanan kişilerin destansı yeteneklerle yaptığı işlerdir. Bu programları çok güçlü ağır silahlara benzetebiliriz. Kullanmayı bilmeyen, ya da acemi kişilerin elinde hiç bir değerleri yoktur. Ancak kullanmayı öğrendikçe fayda sağlarlar.
            Bu programları öğrenmeye vakit ayırın. Mümkünse kursa gidin. Ancak kursa gidemezseniz dahi, bu programları bildiğinizde bir çok yerde belge aranmayacaktır. Çünkü bu programları biliyorum diye girdiğiniz özel sektör işlerinde bu programı kullanamazsanız çalışmanız mümkün olmayacaktır.


YETENEK-5:  KİTAP OKUMA:
            Buraya kadar saydığımız yetenekleri geliştirmeniz sayesinde iş bulma şansınızı ciddi bir biçimde arttırmış olursunuz. Ancak bu da yeterli değildir. Dünya ve sektörler sizin ders kitaplarından ibaret değildir. Her gün yeni bir şeyler çıkar. İnternetten takip ederim demeyin. İnternet günümüz için fazlasıyla yüzeysel ve dağınık bir bilgi altyapısıdır. İyi kitaplar okuyun, size “vay be” dedirtecek, zihninizi açacak binlerce yeni fikir bulacaksınız. Tabii ki romanları kastetmiyorum.

SONUÇ:
       Değerli genç kardeşim;

Velhasıl öğrenecek çok şey var vesselam. Bunları düzenli ve kararlı şekilde öğrenmek lazımdır. Kendini yetiştirmek gibi zor bir işle meşgulken, elbette sosyal hayatı terk edin, münzevi olun demiyoruz. Ancak her şeyin fazlası zararlıdır derler ya, sosyalleşmenin, fazla konuşmanın, fazla gezmenin de düşünmeyi, derinleşmeyi, kendi içinde yol almayı engellediği de bir gerçektir.

Page Update Controller with Python


Are you bored with controlling updates from any  page? Perhaps you are waiting exam or interview results:
Here a code below that i coded for checking updates in any page. You can change pageurl . When the page is updated, this python script will open the page with your default browser:

“”“
suatatan.com
”“”

from urllib import urlopen
import time
import webbrowser
i=0
pageurl=“http://www.hurriyet.com.tr/anasayfa/”
page={}
page[0]=urlopen(pageurl).read()
sleep_freq=10
while True:
    # Code executed here
    i=i+1
    page[i]= urlopen(pageurl).read()
    if page[i]==page[i-1]:
        print pageurl+“ sayfa ayni–”+str(i)+“–kontrol frekansi=”+str(sleep_freq)
        pass
    else:
        print “****sayfada guncelleme var”
        webbrowser.open(pageurl)
        
    if i>50:
        sleep_freq=50
    if i>100:
        sleep_freq=300
    time.sleep(sleep_freq)

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑