Bir suç aleti olarak poşu


Hukuki anlamda belgelerin içeriğini bilmeden yorum yapmak belki isabetsiz olacaktır… Fakat elde medyanın sundukları dışında pek veri yokken yahut “normal şartlar altında” Cihan Kırmızıgül davasında molotof kokteyli atan birini ararken otobüs durağında poşu takan bir üniversiteli genci göz altına almakla başlayan bu davada gizli tanıkların çarpık ve sonradan geri çektikleri beyanlarına rağmen bu gencin onbir yıl ceza alması tuhaftır…
Tuhaftır çünkü ülkedeki nice faili mechul ve faili malum olaylarda kimseye fiske dahi vurmamıştır. Her zaman değilse de.
Çünkü aynı yargı mekanizması bazen cevval, bazen hantal, bazen uçuk ve bazen de sağduyulu olabilmektedir.
Verilen kararlardaki çarpıklıkları ’hakim bağımsızlığına’ bağlamak, hukuk tekniğinin sığınma noktasıdır. Ancak bunun vicdani olmadığı aşikardır. Karar verirken birey vicdanına bağlı olmak zorunda olmayan hukuk mekanizmasının özellikle tecavüz ve çocuk istismarı ile ilgili verdiği kararlarda, böyle hassas konular diğer siyasi konular gibi değil, çok hassas ve asgari müşterek kabullerden olduğundan ‘kamu vicdanı’ diye bir kıstas dillere pelesenk edildi ve ’sapıklara’ verilen cezalar hukuka uysa da, ‘kamu vicdanına’ uymadığı için eleştirildi.
Konu ‘alengirli’ işlere gelince ise aynı yargı aygıtı için ‘kamu vicdanı’nın’ esamisi okunmuyor.
Bu karar yine tuhaftır çünkü: Biliyoruz ki, şimdi Cihan Kırmızıgül’ü uzun hapis cezasına mahkum eden hakime durum sorulsa, bu kararını destekleyen o kadar çok delilden bahsedecektir ki, Cihan Kırmızıgül’ün belki kendisi bile bu cezayı hak ettiğine ikna olacaktır. Ama durum bu değildir. Sorun kararın sahibi mahkeme de değildir, hakim de…

Durum; varsa bu delillerin kamuoyunca bilinmiyor olması, ya da bilindiği halde medyaya yansıtılmıyor olması yahut daha kötüsü de ortada delilin olmamasıdır. İlk iki halde topun ağzındak olacak olan; medya, üçüncü ve en tehlikeli halde ise yargı olacaktır.
Sorun biz kamuoyuna herhangi bir uzun hapis cezasına değil de, bu hapis cezasına pes dedirtecek noktaya getiren etkenlerin toplamıdır. Bu etkenlerin kaynakları ister yargı, ister iktidar, ister yazılı hukuk olsun, bu ve benzeri bir durumda el-insaf demeyen kalmamıştır.
Tabii ki sadece poşu takmayı suç olarak görenler varsa, onlar haklı olabilirler kendilerince. Ancak mahkeme poşu takmayı suç saymamış, bildiğimiz kadarı ile onu suç aleti sayarak müsadere etmiştir. Meyve bıçağı ile cinayet gibi, eşyanın kendisini bulundurmak suç değil, ancak eşya suça alet olmuştur.
‘Bildiğimiz kadarı’ ile demekteyiz nitekim mahkeme kararlarını internetten inceleyecek çağa henüz gelmedik.
Ajans haberlerinden bildiğimizden ibaret herşey.

Savcının gizli tanıkların ifadelerindeki çelişkilerden ötürü mütaalasında berat istediğini, Cihan Kırmızıgül’ü takip ederek yakaladıklarını söyleyen yedi polisin, yakalama sırasında orada bulunmadıkları, buna rağmen tutanakta imzaları olduğu,  gizli tanığın ifadesinden döndüğünü, Molotoflarda Cihan Kırmızıgül’ün parmak izine rastlanmadığını öğrendik.

Sona ne kalıyor: “Bir suç aleti olarak poşu”

Kamuoyunun hukukçu olmamasının ardına sığınanlara peşin ihtar: “Hukukçu olmak zorunda değiliz”. Bir doktorun yanlış teşhisi ile ölen biri için doktora, hastaneye söylenme hakkımız olduğu kadar, herhalde yargıya da söylenme özgürlüğümüz var…
Uzaktan gazel okumak kolay tabi… diyecek olabilir işin erbabı. Ancak ne yazık ki bu uzaklık diye tabir ettiğimiz mesafe gittikçe daralıyor. Biz de uzaktan gazel okuduğumuz yargıya, bir gün konu olmaktan korkuyoruz. Bir gün otobüs durağından alınarak onbir yıl hapis cezasına çarptırılmaktan korkuyoruz.
Kimse, Cihan Kırmızıgül’ün mutlak masumiyetini savunup, mahkeme olmaya soyunup ‘beraat’ kararı vermek peşinde değil.
Eğer Cihan Kırmızıgül suçlu ise bile, suçunu sabit kılacak gerçek delillerin kamuoyunca bilinmesi hakkaniyete uygun olacaktır. Yok eğer suçu sabit kılacak bir delil yoksa, bu kez de tabii ki gereğinin yapılması gerekecektir. Herhalde kamuoyu bunu istemektedir.

Ancak bu kamuoyuna Cihan Kırmızıgül’ün tahliye olduğu günlerde Sabahat Tuncel ile görüşmesini ‘suç unsuru’ olarak kinayeli olarak göstermekten utanmayan bazı köşe yazarları dahil değildir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi ile ayrılmış üç kuvvete; yasama, yürütme ve yargıya söylenmek ötedenberi pek tekin bir iş olmamıştır. Ancak vicdan bu üç kuvvetin üzerinde bir olgu olarak özgürdür. Özgür olan bir vicdan da bu mesele için ‘oh olmuş’ diyemez.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s