Örnek bir Finansal Analiz Tablosu


Finansal analizde kullanılan cari oran, asit test gibi değerlerin nasıl hesaplandığı ve değerlendirildiğine dair açıklama çok ise de bunun excel’de nasıl kullanılacağına dair örnekler pek bulunmamaktadır. Aşağıdaki ekte bizzat hazırladığım mali analiz tablosu ile bilanço ve gelir tablosundaki değerleri nasıl formülize edebileceğinize dair örnek bulunmaktadır.
Finansal analizi daha çok kredi veya hibe başvurusu yapacak kişi/kurumlar  kullanmaktadır. Bu örnek bu tip analizler için uygundur.
Bu tabloyu aynı mantıkla daha da geliştirip kullanabilirsiniz.

Ek:
https://docs.google.com/spreadsheet/ccc?key=0AmQbjSFSlgaMdHRObDc3eWhwb19MOFlMZE9hdlUxYlE

Javascript ile Url Parametrelerine Erişim


http://suatatan.com?git=iletisim&referans=facebook şeklindeki bir adresteki git ve referans parametre değerlerine javascript üzerinen erişim sağlamak için şu fonksiyonu kullanabilirsiniz:

function getUrlVars()
{
    var vars = [], hash;
    var hashes = window.location.href.slice(window.location.href.indexOf(’?’) + 1).split(’&’);
    for(var i = 0; i     {
        hash = hashes[i].split(’=’);
        vars.push(hash[0]);
        vars[hash[0]] = hash[1];
    }
    return vars;
}

Bu fonksiyonu şöyle kullanırız.

var urlvars=getUrlVars()

var git=urlvars[’git’]

urlvars değişkeni dizi halinde tüm paremetreleri çağırır

Google App Engine ile birden fazla sayfaya aynı şablonu uygulama


Hazırladığınız bir web sayfasının şablonunu tüm sayfalara uygulamak web tasarımın vazgeçilmez süreçlerindendir. Bunun için sıklıkla Dreamweaver kullanılır. Ancak Dreamweaver’i kullanmıyor  veya kullanmak istemiyorsanız Python ile Google App Engine’da  bunun için profesyonel başka bir çözüm var. Anlatayım:
layout.html ve iletisim.html dosyamız aynı klasörde olacak
Tüm sayfalara uygulamak istediğiniz herhangi bir layout.html dosyası:
 
HTML>

   
        {% block baslik %}{% endblock %}
   
   

   

Şirket Adı



                {% block govde %}
               
                {% endblock %}
   

Şablonun uygulanacağı sayfa ise aşağıdaki gibidir (iletisim.html):
{% extends ‘layout.html’ %}
{% block baslik %}İletişim{% endblock %}
{% block govde %}

İletişim

İletişim Bilgilerimiz
{% endblock %}

Dikkat edilirse,iletisim.html’de şablonumuz sade ve sadece o sayfadaki içeriğimiz var. Şablon bilgisi layout.html’den alınıyor. layout.html ile iletisim.html dosyasındaki kırmızı kodları eşleştirince şablonumuzun nasıl kolaylıkla başka sayfalara uygulanabilir olduğunu görüyoruz. extends ifademiz şablonumuzu çağırıyor. block ifademiz ise block ifademizin içine yazacağımız ifadeyi şablonda aynı yere yapıştırıyor. Bu örnekte baslik bloğunun içerisindeki “İletişim” ifadesi şablonda title kısmına yapıştırılmış oluyor. govde ifadesi de hakeza.

VANPERVERLİK: VAN’A SAHİP ÇIKMAK


Depremden farklı konular konuşmaya ne kadar çok karar verirsek verelim, söz dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Ama bu kez depremden bahsetmeyeceğiz.  Adı bilineli, nice kara günler geçirip, sonra yine ayağı kalkmış olan bu kadim kentte, son yaşadığımız felaketten sonra, kenti ayağı kaldırma sırasının bu kez topyekûn bizlerde olduğunu hatırlatacağız. Bu görev doğup büyüdüğümüz, anılarımızı bir daha silinmemek üzere kazıdığımız, çocuklarımıza emanet edeceğimiz topraklarımıza karşı bir vefa borcudur. Hiç olmazsa bunun bilincinde değilsek, isterse hiç terk etmeyelim; günbatımında Van Gölü’nü izlemek bizim hakkımız olamaz. Sıkça yaptığımız gibi, topu hemen liderlere, yöneticilere siyasete atmak yok… Başlarımıza yıkılan binaları inşa edenler de onlar değiller, arsamıza bir metrekare çocuk parkını yaptırtmayanlar da onlar değiller. Evet, kontrol etmesi gereken onlardır. Ama kendi hesabımıza bir çok şeyi yap(a)mayan biziz. Bu kez çuvaldızı kendimize batıralım.

Liderlere kızmaktan vazgeçmek:

Bir düşünün, varsayın; Uçurumun kenarına gidip, kendinizi aşağı bırakmaya niyetlendiniz ve bunu yaptınız. Babanız dâhil kimseye, niye mani olmadı diye sorulur mu? Elbette hayır. İşte bu noktadayız.  Şimdiye kadar siyaset ve bürokrasi –yerden göğe haklı da olarak- yerden yere yeterince vuruldu(tarafımca dâhil) vurulmaya da devam edecek. Peki, ama bazenkendi eliyle kendini tehlikeye atan, kendine, memleketine zulmeden biz Vanlılar taşı gediğine koyuyor muyuz? Genellemeli sorular sormak, genellemeler yapmak tehlikelidir biliyorum.  Münferit olarak bu yazının muhatabı olamayacak kadar “Vanperver”olan hemşerilerimizin de affına sığınıyor onları tenzih ediyorum.
Ancak kabul etmek gerekir ki; Van’a tek çivi çakma imkânı olmayan, ancak yolda yürürken Van’ın halinden razı olan bir Vanlıdan tutun da, Van’da büyük yatırımları olan işadamlarımıza kadar –siyaset ve bürokrasi dışı-  herkes müdahil olabildiği ölçüde Van’ın mevcut halinden bir ölçüde sorumludur.  Hiçbir şeyden olmuyorsa da en başta, siyasi tercihinden ve duruşundan sorumludur Vanlı; Kimin, hangi partinin, hangi ideolojinin olduğu değil, seçtiklerinin veya rıza gösterdiklerinin başardığı veya başaramadıklarından sorumludur.Darbe ile idareci seçemeyeceğimize göre, tek yöntem olan demokratik seçimlerde neyi seçtiğimizi, seçtiklerimizin ne yaptığını ve sonuçlarını “sokak veya cadde bazında değil”, birkaç ay için değil, genel bir fotoğraf içinde seçim dönemi içinde zamana yayılmış olarak, tam bir büyük tablo halinde görmek gerekir. Maksadımız kimseye kara/beyaz propaganda yapmak değildir. Sadece içinde yaşadığımız resmi yeniden sorgulamaktır. Belli ki, her nasıl başarmış isek, bugüne kadar “şu an içinde yaşadığımız”  kadarını elde etmişiz. Suçlu liderler mi? Hadi evet diyelim, peki onlar uzaydan mı geldi? Hayır. Biz getirdik…

Peki, iyi bir lideri iş başına getirmekle bitiyor mu? Demokrasinin halkın iradesini temsil etmek üzere bireyleri iş başına getirme fonksiyonuna göre cevap “evet”görünüyor. Ama bireylere “idare işlevini” teslim etmek herhalde, bir taşeron sözleşmesi de değildir. Yani halk kimseye, “al 4-5 seneliğine memleketi yönet” diye taşeronluk vermemiştir. Yönetişim denilen çift taraflı, ciddi bir halk-lider etkileşimi gerektiren, katılımcı demokratik anlayışa göre ise, “lideri iş başına getirmekle iş bitiyor mu” sorusunun cevabı bu kez “hayır” olmakta. Nitekim iyi liderler de dâhil olmak üzere tüm liderler, liderlik hinterlandı içerisinde zamanla “hale” adı verilen bir çevre edinirler, bu çevre kötü olmayabilir de. Ancak liderin kapalı sisteme dönüşen bu çevresi içinde “halkın sesini” tam olarak anlaması gitgide güçleşir. Çünkü sözgelimi kendisine karşı ciddi bir protestoyu dahi, farklı yorumlayabilecek ciddi bir “hale” vardır.  Tıpkı ışığın kırılması gibi, olaylar, gerçekler, liderin çevresindeki haleden kırılarak, çarpıklaşarak, daha da kötüsü bazen hiç gözükmeyerek lidere kadar ulaşır.
Liderlerin bu hinterlandı fizikteki sürtünme kuvvetinden farksızdır. Zamanla liderin esnek hareket alanını tutuklaştırır. Eğer bu tezimiz yanlış olsaydı, sürtünme etkisinin olmadığı bir evrende hareket halindeki hiçbir cismin durmayacağı gibi, seçilen hiçbir lider bir daha seçim kaybetmezdi. Yine fizikteki, entropi yasası devreye giriyor. Türkçe meali; hiçbir sistem baki değildir. Azalıp tükenmek ile maluldür…

Buraya nereden geldik: Liderlerin hareketlerinden de biz Vanlıların da sorumlu olduğu noktasından.  Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın yıllardır uyguladığı bir sistem var: “Belediyeyi siz yönetin” Bu sistem, klişe bir sloganın ötesine geçmiş, Beyoğlu ile ilgili fikri olanların, Belediyeye ait çağrı merkezleri, internet sitesi ve diğer kanallardan belediyeye ulaştığı, dahası her söylenenin ciddi bir analize girip, geri bildirim sağlandığı, bilişim-yönetim ikilisinin tam olarak kullanıldığı bir örnek…  Bilişim imkânlarının sonuna kadar kullanıldığı bu tür idarecilik uygulamaları, neredeyse tam Atina Demokrasisine dönüşmüş… Halk doğrudan doğruya yönetime katılıyor.
Şimdi, “Van gibi yerde…” diye başlayan cümleleri duyar gibi oluyorum. Cevabı basit; “Evet uygulanabilir.”  Yurttaşların, illa belediye değil, yönetim denilen olgunun geçerli olduğu her alanda,  yönetime katılımcı anlamda müdahil olması ütopya değildir, olamaz. Bunun için, idarenin iradesi de şart değildir. Yahut özel bilişimsel sistemler de olmayabilir. Yurttaş bireysel veya birliktelik içinde, sivil olarak, hiçbir ek unvana gereksinim duymadan “işlerin neden ters gittiğini” sorgulayabilir, önerilerini ifade edebilir, herhalde takdir edilir ki bu onun en temel hakkıdır. Yöntemler farklı olabilir, ancak Van için en pratik yol şimdilik “basın” olarak görülüyor.



Vanperverlik:
O yüzden, bizleri yönetenlerin şahıslarına, kişilik haklarına samimi saygı içinde, şahıslarına değil, tamamen fiillerine, çalışmalarına, strateji ve vizyonlarına odaklanarak, bu hususlara karşı, somut, yapıcı, ciddi ve tarafsız yorumları yapmanın, bunları çekinmeden ifade etmenin, peşine düşmenin, konuşmanın belki projelere dönüştürüp sunmanın tam zamanı! Hayal görmediğimi düşünüyorum. Bu mega projelerden, dev yatırımlardan çok daha faydalı olacaktır. Bu “Vanperverliktir.” Van’ı sevmektir. Van için üzülebilmek, üzülüp lanet, beddua ve küfür yerine bir şeylerin yoluna girmesine katkı sağlamaktır.

Sonrası diyalogla, siyaset üstü karşılıklı anlayış çabası ile, farklı düşünsek de, ihya etmemiz gereken bir Van gemisinde olduğumuz gerçeğini idrak etmekle gelecektir. Böylece liderlerimizin etrafındaki haleler daha şeffaf olacak, ışığı kırmayacaktır.  Binlerce yıldır Ütopya, Medine-i Fazıla gibi hayal-kentlere yenisini eklemiyoruz.  Dünyada başarılmış, başarıldığı için kitabileşmiş, sistematize edilmiş, uygulanabilir ilkelerden söz ediyoruz. Bunu uygulamaya için hiç olmadığı kadar mecbur ve bir o kadar hazırız. 

Şeffaflığın kutsanması


     İyi giden işlerin sahipleri, kötü giden işlerin bahaneleri çok ise, o yer iyiye gitmiyordur! Avrupalar’la, Amerika’larla kıyasa hacet yok. Her gün yürüdüğünüz yolda üzerinize sıçrayan çamur kadar gerçek bir olgunun neden düzelmediğini gerçekten öğrenemiyor, her sorduğunuzdan farklı cevap alıyorsanız, sonunda artık siz de “yahu bu iş neden böyle” demekten vazgeçip, “işinize” bakıyorsanız, aramıza hoş geldiniz.
    İster seçilmiş, ister atanmışların tepesinde bulundukları idare aygıtının günah keçileri olan liderler kamuoyuna karşı tek başlarına hesap verirler. Sonunda kimi seçimle, kimi kararname ile gelip giderler. Bu bağlamda işleri hiç de kolay değildir. Çünkü o “idare aygıtı” öyle derin, öyle karmaşık, öyle anlaşılmazdır ki, en basit bir evrakın “gereği” olan cevap yazısını yazmak yılları bulabilir. Yolun ortasındaki bir çukuru doldurtmak unutulabilir. Üstelik bu idare aygıtı mülki anlamda şuraya, idari anlamda buraya, bilmem hangi kanunun, kaçıncı maddesine göre de oraya bağlıdır. Senelerini bu işe vermiş “üstatlar”, idare mahkemeleri, idareciler, akademisyenler bile bazı konularda yıllanmış ihtilaflara sahiptir. Çünkü kanun koyucunun kendi eli ile başına çorap örüp, tepesine de astığı kılıçtır Bürokrasi. Evrakıyla, çay altlığıyla, sumeniyle, ıstampasıyla, zimmet defteri ile, bütçesi ile, tabi olduğu mevzuatın kompleksliği ile, siyaseti ile, dedikodusu ile başından sonuna koca bir hayalet vesselam. Neden mi? Basit: Mesela içine düştüğümüz çukurun, hani düşmanımızın olsa, bir haftada kapanacakken, sebebini bilmediğimiz, bilinmeyen bir ruh tarafından bir türlü kapatıl(a)mamasıdır.  Ne var ki, bu “kötü ruh” nice liderin başını yemiştir. Kamuoyu, liderimiz iyiydi de, ekibi kötüydü demez, diyemez. Ya da liderimiz iyiydi de “o diğeri” izin vermiyordu da demez.
    Eski Yunan’da bir adet varmış; Bir köprüyü inşa eden mühendis, köprü iskeleleri sökülürken dibinde oturtulurmuş, köprü kötü inşa edilmiş ise ise direkt onu yapan mühendisin başına çökermiş. Bu yüzden hiç bir mühendis, kötü köprüler inşa etmeye cesaret etmezmiş. Şimdi bunu uygulamak mümkün değildir günümüzde, ama daha beter bir köprü vardır başlara çöken, ama seçimden seçime, o da; Sandık…
    Başlara köprü iskeleleri yıkılmasın diye güzel bir zırh var: Şeffaflık. Bu zırh korur, ama ağırlığı yüzünden kimse pek giymek istemez. Oysa şeffaflık aynı zamanda öyle güçlü bir reçetedir ki, bir işi gerçekleştirememiş bir lider dahi açık yüreklilikle, bu işin neden olmadığını, neden olamadığını, samimiyetle, eğrisi doğrusuyla vatandaşına paylaşsa (tabii ki medya yolu ile), o karmaşık bürokratik dilin arkasına saklanmasa kamuoyu bu hakkaniyete mukabil o işi “oldurtmayanlara” cevabını verecektir.  Belki tek yürek olacak, o işi oldurtacaktır.  Neticede liderler de onları seçenler de insandır.  Örnekleri vakidir, her ne kadar aktörleri farklı da olsa; Demokrasiye balans ayarı yapmaya çalışanlara balans ayarını halk iradesi vermiştir mesela. İlla bir siyasi partiye boncuk takmak anlaşılmasın, aynı halk iradesi bu kez, Urfa’da “illa şunu seçeceksiniz” diyen iradeye de balans ayarı vermiştir. Yani her kim irade-i halka dik durmuş ise, “tiz kellesi vurulmuştur.”
    Şeffaflık olgusu ne kadar kutsanırsa kutsansın,  siyasetin kendimize benzettiğimiz zemininde;  şeffaflıkla bir hatayı veya eksikliği kabul etmenin “kendi topuğuna sıkmak” ile bir tutulmasından dolayı, kimsenin rasyonel nedenlerle buna yaklaşmamasını haklı bulabiliriz. Bu gerçek, en uç farklı noktalarda olanların dahi, gizli bir ittifakına neden oluyor; adı da ‘suskunluktur’. Susup, gündemin değişmesini bekleyen bir siyasi anlayışın gelenek haline gelmesi pek tabii ki, unutturulması gereken gündemler olduğunda bu kez onlar yerine ‘bomba’ patlatılmasını gerektiriyor. Neticede, haber okumaktan, uzman yorumları dinlemekten zihni bitap düşmüş, birçok büyük olayın kronolojik sırasını dahi unutmaya başlamış ve gerçekçi yorumlar yapmakta zorlanan, manipülasyona açık, yanlış anlamaya ve öfkeye hazır bir kamuoyu tesis ediliyor kasten veya gayrı ihtiyari olarak. Ama aynı sessiz ittifakın sahipleri, şeffaflık zırhını giymediklerinden, eğer inşa ettikleri köprü de kötüyse bir de, iskelelerin altında ezilmeye mahkûmdur. Çünkü gündem manipülasyonları ve bildik pazarlama teknikleri ile yönlendirildiği zannedilen irade-i halk, cevabı vermekte hiçbir zaman gecikmemiştir.