Arapça dindarlığın dili midir?


Severek ve ilgi ile takip ettiğim sol.org adlı sitenin geçenlerde yayınladığı bir haberin başlığı ilgi çekiciydi. Başlık şu: “ Dindar bir nesle doğru bir adım daha”. Fotoğrafı ise başlığa uygun; Küçük bir çocuk babasıyla namazda…
Haber, hükumetin aslında uzun zamandandır geliştirmeye çalıştığı İslam ülkeleri ile kültürel işbirliği çerçevesinde daha fazla iletişim ve gençlere yönelik daha fazla etkinliği anlatıyordu. Eşhedübillah, haberin başlığı hariç tarafsız bir haber. Ama başlığı tüm tabloyu değiştiriyor. Tarafsızlık bağlamında sol.org gerçekten iyi bir profil sergiliyor. Ancak belli ki bazen, “ne oldukları o kadar çok bağırıyor ki kalemlerine” ne dediklerini kendileri de duymuyor. Ne oldukları elbette solcu kimlikleri değil, Türkiye’nin İslam ülkeleri ile gereğinden fazla samimiyetine alerji her halde. Nitekim gerçekte sol’da olan bir kimliğin, bir ülkenin inanmasanız dahi aynı dinden olanlara yaptığı işbirliğine “günah” demesi beklenmez. Böyle olsa, Avrupa Birliğinde hiç solcu yoktur demektir. Hadi diyelim sözümona din gibi bir olgu iki ülkenin işbirliğini gerektirecek kadar anlamlı değil… Peki coğrafi ve tarihi bağlara ne diyeceğiz?

Dindar Nesil Meselesi ve bazı İslamofobik T.C. vatandaşları:


Özünde, “dindar bir nesil yetiştireceğiz” cümlesi ile tam marka haline gelen siyaset eli ile dindar nesil yetiştirme hevesi elbette tartışmalıdır. Çünkü Türkiye’de dinin 12 eylülün cuntacı zihniyeti dahil kendi doğal dinamikleri dışında her türlü ‘seçilmiş elle’ yani siyaset eli ile yaşatılması hiçbir zaman iyi sonuçlar doğurmamıştır. Türk siyasetinde ‘cennetin anahtarına’ sahip olduğunu iddia eden partiler var olmuş, bazı partilere girmek dinsizlik bazı partilere girmek ise Müslümanlıkla özdeşleştirilmiştir.  Dolayısıyla ‘dindar bir nesil yetiştirme’ hevesinin altında ‘gizli bir ajanda’ olsun veya olmasın, bırakın dindarlığı, din denilince tüyleri diken diken olan bazı İslamofobik T.C. vatandaşları için halen pek tekin bir söylem olmayacaktır. Daha da kötüsü bu ‘dindar nesil yetiştirme’ niyetinin kendisine zarar verecektir. Çünkü maalesef islamofobik nesilleri yetiştiren kimdir bu ülkede biliyor musunuz? Yine geçmişte ‘dindar’ kelimesi ile taassubu eşitlemeyi başaran, dinin anlamsal derinliğini bir kenara bırakıp, sembol değerleri ile meşgul olan ve vurguyu biçim öğelerine yapan, bakın dindar değil ‘dinci’ zihniyettir.
Bu yüzdendir ki; Türkiye’de dindar kelimesi, ‘dindar’ olanlar tarafından ‘dinini yaşayan’ olarak masumane algılanırken, diğer bir kesim tarafından, sarıklı, cüppeli, mini etkeklilere kezzap atan, ‘kemalistleri yıkmaya gelen’, ‘sanat’ın içine tüküren’, ‘afrika danslarına gulu gulu dansı diyen’ bir kavram olarak algılanmıştır. Dindarlığı böyle algılayan kişileri şüphesiz evhamlı olarak nitelendirmek mümkündür, ancak suçlamak mümkün değildir. Çünkü hakkını vermek lazım, Aczmendileri ihdas eden, Kemalistleri yıkmaya geldik diye nara attıran karanlık eller ile bu karanlık ellere zamanında inanan bazı iyi niyetlilerinöyle icraatları olmuştur ki Türkiye’de dinini yaşamaya çalışan kendi hallerindeki insanlar bile ürkmüştür.


İslamofobi Arapça ve Farsçayı da ‘öcü’ haline getiriyor

Şimdi Sol Haber portalındaki habere dönelim. Bu habere göre, daha doğrusu haberin başlığına göre Türkiye’nin İslam ülkeleri ile ‘fazla’ samimiyeti ve Arapçanın seçmeli dil haline gelmesi, Dindar bir nesil yetiştirmek için adım olarak algılanıyor.  Bu da normal bir durum ve aklıma geçmişte yaşadığım bir anekdotu getirdi:

            Ortaokul yıllarında Kuran okumayı öğrendikten sonra meraktan Arapça öğrenmeye karar vermiştim.  Edindiğim kitaplarla çat-pat öğrendiğim Arapça sayesinde evinde muska bulan bana koşup ‘oku’ der olmuştu. Kim yapmış bu muskayı? Sanki muskanın altına imza atacak da? İşte bu dönemde, Van’a kaçak giren tütünlerin üzerinde Farsça veya Arapça yazılar yazan matbu etiketler olurdu. Bu etiketler tabi sokaklarda yerlerde dolaşırdı. Bunu tanımayan birçok kişinin yerden kaldırıp Kuran ayetidir diye evlerine astıklarını gördüm. Hatta bazılarına tütün kâğıdıdır, üzerinde ise “Birinci sınıf tütün” yazıyor dediğimde kızıp, git işine derlerdi. Bir kere her Arapça yazanın ‘ayet’ olduğuna inanmışlardı iyi niyetli büyüklerim.
            Ne alaka? Şöyle ki: Şimdi Sol haber portalında mezkur başlığı atanla bizim tütün kağıdına ayet muamelesi yapan yaşlı amcalar aslında aynı yerde duruyor. Arapçayı sanki sadece Kuran’ın dili olarak görüyorlar. Bu arkadaşlara Hristiyan Arapların Hatay’da bulabileceğiniz Arapça İncillerini, Hatay Ortadoks kilisesinde verilen Arapça vaazları, yedi düvel gezen misyonerlerin Arapça İsa Mesihi anlatan kitaplarını hatırlatmak isteriz. Farsça bu konuda daha geniş, Farsça olarak bulabileceğiniz “gayrı İslami” materyal Türkçeden fazla. Anlamak istediğim şu; Arapça eğitimi kişiyi daha mı dindar kılıyor ki hemen ürküyorsunuz?


Kavram inşası sürecinde sağduyu:

            Türkiye gibi ‘kağıda ateş yazmakla yangın çıkan’ülkelerde sol dendiğinde nasıl birileri ‘dinsiz’ anlıyorsa, ‘din’ dendiğinde birileri daha korkunç şeyler anlıyor. Elbette her ikisi de haksız olarak. İşte bu nedenledir ki dindar yerine “altın nesil” denilse daha az kıyamet kopabilirdi.




Sağ’a, sol’a, dindara tinerciye en derinden, önyargısız saygılarımla…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s