Geçmişte her memleketi kurtarma muhabbetlerinin eninde sonunda günah keçisi olarak ortaya çıkan “sistem” denilen hayaletin değişmesi için tarihi bir adımın atılacağı tarihi bir eşikteyiz.  Devletin dönüşümü için en merkezde, çekirdekte yer alan zihniyet değişiminden önce ilk ilk katmanda yer alan, tüm kanunların mantıksal çerçevesini çizen, devletin insanına bakışının en somut dokümanını teşkil eden bu özellikleri ile de “ana” sıfatını hak eden anayasanın inşası büyük önem teşkil ediyor. Yeni anayasa Bir gecede hayatımızı değiştimeyecekse bile ömrümüzün geri kalan kısmında değişiklikler yapacak.
Bu boyutu ile düşünüldüğünde bir anayasa bireysel hakların genişlemesi, kültürel hakların geliştirilmesi demokrasinin her alanda var edilmesi gibi birey odaklı hususlar kadar devlet mekanizmasının işleyiş şekli ile ilgili olarak da ülke gerçeklerini göz önüne alarak çağın standartlarına ulaşmalıdır.

Devlet ananın yegane çocukları olan yerel yönetimlerin konumlandırılması yeni anayasasının pek de popüler olmayan tartışmalarından biri. Ancak akademik düzeyde ilgiyi hiç kaybetmeyen yerel yönetimlerin özerkliği mi merkezi yönetim mi sorusuna anayasa çıkmadan karar vermek  gerekiyor .

Bu aşamada yerel yönetimlerin özerkleşmesinin etkinlik, verimlilik ve demokratik açıdan daha iyi olduğu bilinmesine rağmen Türkiye için devlet ananın çocuklarının ayakları üzerinde durmayı öğrendikten sonra farklı taleplerle gelebileceği endişesi yüzünden, çocukların başı pek de boş bırakılmak istenmiyor. Devletleşmek için iyi bir staj olarak görülen yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi konusu her halde bu nedenden olacak  adı konmadan bekliyor.

Oysa kabul etmek gerekir ki Akparti hükümeti için “kadı kızında da bulunacak kadar” eleştirilerin başında gelen kentleşme sorununun (elbette metropoller dışında) temel kaynağı yerel yönetimlerin kamu idaresinde tam olarak konumlandırılmamış olması. Elbette bu sorunun başlangıcı ise ta Akparti’den öncelere gider. Doğrusu bu mahkum ikilemini (prisoner’s dilemma) çözmek pek de kolay değil.

Bir taraftan karar alma süreçlerinde her seferinde merkeze fazlası ile kırtasiyecilikle uğraşmak zorunda olan yerel yönetimler, diğer taraftan kendi kararlarını kendi verme noktasında çoğu kez yeterli teknik deneyime sahip olamıyorlar. Siyasal olarak otokratik bir yerel idarenin karşılaşabileceklerini ise ülke gerçeklerini düşününce tahmin etmek zor değil.  Merkezin ise halen geleneği değişmedi ise  evlatları üzerindeki vesayeti terk edip etme konusundaki isteksizliği ise biliniyor. Nitekim bürokratik mekanizmalarla vesayet tesisi ve yaptırımların kişisel amaçlarla kullanılabilirliği çok azalmış ise de yereldekiler için halen demokles kılıcı gibi tepede asılı duruyor.

Bu idari paradoksların çözümü epey bir emek istiyor.Ancak bu sorunu çözmek için hiç olmadığı kadar uygun bir teknik zeminin var olduğu bir gerçek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s