Şehir olmadan Büyükşehir olmayı düşünmek


İyi niyetli bir girişim olarak, Van’da zaman zaman büyükşehir olmak için imza kampanyalarının yanında kamuoyunda büyükşehir olma taleplerinin farklı kesimlerce dillendirildiğini görüyoruz.

Peki Van büyükşehir olabilir mi? Bakınız “olabilecek potansiyele sahip mi?” demiyoruz. Olabilir mi? Hatta soruyu daha da daraltarak soralım. Van şehir mi?

Bu soruya cevap vermek için şehir kelimesinin sözlük tanımına bakmak gerekmiyor. Anadolunun istisnalar hariç herhangi küçük şehrine bakıp mukayese ederek bu soruya cevap verebiliriz.

Doğrusu, topyekün bir kentsel eleştiri ciddi her yerde eleştiri almaya çok müsaittir. Nitekim, insanların yaşadığı yer olma tanımının ötesinde duygusal bağlar kurdukları yaşamsal fenomenler olarak kentler hakkında yerinde eleştiriler dahi yanlış anlaşılabilmektedir. Ya da kentsel sorunlar küçümsenmektedir. Oysa Van’ımızın sorunlarını küçümsemek ya da Van hakkında eleştiriye açık olmamak, Van’a yapılacak en büyük haksızlıktır.

Diğer taraftan, bir kent hakkındaki problemden bahsetmek bazen iktidardaki yerel yönetimi eleştirmekle eş anlamlı olmaktadır. Halbuki bir kentin sorunları konuşulurken “günah keçisi” hep yerel yönetimler olmakta ise de,  özünde sorunların kaynağı “kent kültürü”dür. Zaten “kent kültüründeki” bir açmaz, doğal olarak sadece yerel yönetimlerde değil, kentin her noktasında zahire çıkan sorunları meydana getirmektedir. Yani herhangi bir kentte, yanlış bir strateji uygulayan belediyesinden, çarpık yapıları inşa eden müteahhidine, kaldırımın orta yerini işgal edip kürsü atan esnafından, kendi esnafına zarar veren gencine kadar, kenti “inşa” edenler, “kullananlar” ve “bozanlar” olarak nitelendirebileceğimiz her kesimin, hatalarının özünde “kent kültürü” vardır.

Ancak illa siyasi malzeme olacak ya, her dönem “muhalif” olan insanlar, o güne kadar görmedikleri çamurları, çukurları, tozu, kabusa dönüşen inşaat şantiyelerini görmeye başlar. Belki de demokrasinin güzel tarafı budur; Sevdiğini eleştirememe hastalığı ile muzdarip olan bizlerin hiç olmazsa sevmediğini eleştirmesi suretiyle hakikatleri anlamasına neden oluyor.

Hakkını vermek gerekirse, kimse kusura bakmasın: Yayınlanan resmi faaliyet raporlarını hesaba katmazsak (çünkü elbette zahirde görünmeyen çalışmalar yapılmıştır ve kayıtlara geçmiştir) sıradan bir kentli olarak Van’da ne şu anki dönemde ne de önceki dönemde, Van’dan en iyi gördüğümüz kısım olarak sokaklarda ve caddelerde “kayda değer” bir değişiklik yok, sonucunu kestiremediğimiz, mukavemetini  bilmediğimiz çalışmalar var…

Şimdi değerli okurlarımız yazacaklardır. “El-insaf”, “Keşke filanca mahallenin eski halini görseydin” ya da daha ileri giden eleştiriler. Doğrudur. Şimdi alt alta yazdığımızda bir umut verici çalışmanın bu dönemdeki belediye tarafından yapıldığını izliyoruz. Ancak konu, kimin ne iş yaptığı gibi ‘siyasal’ bir konu değil, çok uzak değil 300-400 km ötede, Diyarbakır,Elazığ,Malatya gibi şehirleri düşünürken Van’a bakıldığında yaşanan “yürek sızlamasıdır”.

Bir yere “asfalt döküldüğünü” görmek kendi başına heyecan verici bir süreç. Sokağınızın temiz olacağına inanıyorsunuz. Ancak yıllardır(yani değil bu dönem neredeyse 3 dönemdir) bazı yerlere asfalt döküle döküle yolun seviyesinin neredeyse kaldırımı geçecek düzeye erişmesine rağmen, daha yolun bir mevsim dolmadan çökmeye başladığını göre göre, artık “aslaft dökmenin” heyecen verici olmadığını anlamaya başlıyoruz. Hele de asfaltın dönüp dönüp sıcak yaz günleri varken, en serin zamanda döküldüğü günleri hatırladıkça.

“İNŞAAT”LAR VE İNŞAATÇİ’LER !:

İster imara uygun olsun, ister olmasın (çünkü imar planları da maalesef çoğukez gelecek için umut vadeder “basirette” olma vasıflarını yitirimeye başlamıştır) yapılan inşaatlar da “kabus” olmaya dün olduğu gibi bugün de devam ediyor. Pencerenizden bakarken, karşı binanın evindeki televizyondan dizi izleyebiliyorsanız (örnekleri var) o noktada “şehircilik” iflas etmiştir. O noktada o evleri inşa edenlerin “imara uyduk” demelerinin de artık kıymeti harbiyesi yoktur.  İmara ne kadar uyulduğu da ayrı bir tartışma konusudur.

Van’a has inşaat teknolojileri:

Mimari estetikten de vazgeçtik: Kar altında dökülen temel grobetonunun üzerine daha kurumadan 1 saat içinde temel donatılarının döşenmeye başladığı inşaatlardan tutun, pastan bitap düşmüş demirlerin güzel güzel döşenmesine, kadar akla hayale gelmedik manzaralar görüyoruz. Ya da kazılan temellerin etrafının açık bırakılarak, başta çocuklar, hatta gece ilgili mevkiiyi bilmeyen şöförler için bile tehlike arz etmesine ne dersiniz. Koskoca binayı dikmek ucuz oluyor da (çünkü betonun kurumasına bile zaman vermeden alel acele yapılanlar var) bir temel kazısından önce nizami bir biçimde inşaat sahasının etrafını çevirmek, hatta inşaat yükseldikçe “kendisine ve halkına saygısından” branda çekmek, pahalı oluyor demek. Bir de Engin Sarı arkadaşımızın yazısında değindiği: Beton firmalarının araçlarının şehirlerarası yolları hergün mütemadiyen topraklaması ve Karayolları ekiplerinin bu toprakları süpürge ve fırça ile temizlemeye çalışması.

Hakikaten başka yerde yok.

İşin kötü yanı, bu inşaat “ucubelerimiz” bittiğinde eğer şehir içi ise 100 ila 200 milyon TL (eski para ile milyar) arasında ekmek peynir gibi satılacak. Bir İnşaat Mühendisliği hocamızın belirttiği gibi: İnsanlar binanın jakuzisine, fayansına kapılıp, bir gün başlarına yıkılabilecek kolon ve kirişlere hiç bakmıyorlar. Hoş, baksalar da inşaat bittikten sonra zaten anlaşılmayacak.

Emlak Kehaneti: Van’da ev fiyatları bir anda düşecek.

Ancak bu çarpık, “seri üretim” emlak sonunda ekonomik olarak patlama noktasına çok yakındır. Nitekim iktisadın bilindik bir kuralıdır: Art-talep dengesi. Van’daki arz “yüksek getirileri yüzünden” talebi aştığından, artık fahiş fiyatlara ev satılamayacak noktanın yaklaştığını söyleyebiliriz. Üzerine bir de banka kredilerinin faiz oranları yükselir, kredi şartları da zorlaşırsa, o zaman fiyatların tepe taklak olacağı kehanetini şimdiden söyleyelim.

Parklar ve bahçeler

Çocukları olmayanlar için pratik bir faydası olmayan (en azından Van’da) Park ve Bahçelerin, yeni yapılanlar ve göz önünde bulunanlar  haricinde “ücra” mahallelerde parkları durumu içler acısı. Çocuklar hiç de haketmedikleri kötü ortamlarda oynamak zorunda kalıyorlar. Oyun araç gereçlerinin ise çoğu tehlike arz ediyor.

Elbette bu durumun kaynağı da “şimdiki belediye” veya “önceki belediye” diye kestirip atmıyoruz. Sorunun ardındaki zihniyet hatasını görmeye eğiliyoruz. Bir temizlik aracının üzerindeki veciz sözün benim uydurduğum versiyonunda dediği gibi, “çocukları hor gören, geleceği zor görür”.

Biz de çocuklarımızı “hor” görüyoruz.

Yükte hafif, reklamda ağır işler de mi zor?

Belediyecilik yönü ile, karar vericilerle empati kurduğumuzda ortaya çok ilginç bir ihmal çıkıyor.  Büyük altyapı sorunları gündeme getirildiğinde finansal imkansızlıkları öne süren idareciler, park ve bahçelerin finansal olarak çok küçük değer ifade eden “bakımları” yani sadece temizlikleri, sulanmaları, küçük onarım işleri, ağaç ve çiçeklendirme işleri gibi “yükte hafif”, “reklamda ağır” işleri yapabilirler. Böylece seçmenler için altyapıdan daha çok göz dolduran, bir yandan da bazı insanların haksız yere eleştirdiği “çiçek böcek” işleri ile bile olsa kenti güzelleştirebilirler. Bu dahi yapıl(a)mıyor ve yapıl(a)madı.

“Çiçek böcek” işleri diye eleştirilen işlerin, özünde iyi uygulandığında uygulayıcılarının bir veya bir kaç dönem daha seçilmesini sağlayan bir yönü vardır. Ancak Doğu’da henüz keşfedilmiş değildir hehalde. Bu basit varsayımın gerekçesi de bellidir, “güzel gören güzel düşünür”. Parklarda, röfujlarda bahar aylarında canlı, toza bulanmamış ve rengarenk çiçekler, çokça övülen ancak bir türlü bitmeyen altyapı işlerinden daha iyi “siyasal” sonuçlar verebilmektedir pekala.

Yüksek betonarme binalar “gelişmişliğin” göstergesi değildir.

Şehrin de şehirciliğin de anlamı sakinleri için “değer yaratmaktır”. Betonarmeye dayalı kentsel mantık, yüksek katlı binaları “gelişmişliğin” göstergesi olarak yorumluyor. Oysa ABD’de tornadolara, Japonya’da tsunamilere dayanmayan şehir siluetlerinde gördüğümüz tabloda “insanların ikamet” ettiği yerlerin neredeyse hepsi sadece bir kaç katlı. Velev ki, “gelişmiş ülkelerde” trend yüksek katlı yapılara yönelik olsun, bu “farz” mı? Deprsemsellik yönü ile az katlı ve düzenli yapıların daha güvenli olduğunu bilmiyor muyuz? Ya da kentlerin çok yüksek katlı yapılar yüzünden sıkışması yerine, yatay genişlemesi daha iyi bir kentsel yaklaşım değil midir?

Van gelişiyor derken, etrafımızdaki inşaat diye adlandırılan hayaletleri anlıyorsak, bu binaların “bela” olacağı günlere hoşgeldin diyoruz.

Büyükşehir olma “vehmi”

Hukuksal sonuçları bir yana Van büyükşehir olduğunda ne olacak. Sabah uyandığımızda yepyeni bir şehir görmeyeceğiz. Kuvvetle muhtemelen, büyükşehir vasfı kazanıldıktan 1 yıl sonra da bir şey değişmeyecek. Belki de özünde ancak şehir olacağız. Belki de bu girişimin sebebi de budur. Kendi oturdukları mahalleleri beğenerek, beğenilerini Van’a yayanlar varsa, Van’ın mahallelerini tek tek dolaştıktan sonra büyük fotoğraf üzerine bilahare yorum yapabilirler. Samimi olalım, büyükşehir olma  potansiyeli “henüz” yok. Bahşedilmek suretiyle Van büyükşehir olacaksa olsun elbette, ama hakkını vermek gerek.

Makamlarla liyakat arasınsa bir bağı gerekli görmeyen bir kültürün mensupları olarak, şehrimiz için peşine düştüğümüz hukuki statü için gerekli şartlar için de aynı bakışla “geçiştirici” bir yaklaşımla düşünüyoruz.

Ya da siyasal bir malzeme olarak ileride duyacağımız “aha da sizi büyükşehir ettik” siyasal “haklı” malzemeye şimdiden zemin hazırlıyoruz.

“Büyükşehir” olma payesi gümüş tepside sunulursa geri çevirelim fikri anlaşılabilir. Elbette geri çevrilmez. Ancak şu husus unutulmamalıdır: “Sokakta yürüyen bir Van’lının hayatını kolaylaştıran, ya da bir engelli için tekerlekli sandalyesi ile şehri yaşanılabilir kılan yahut küçük bir çocuğun parklarında keyifle oynayabileceği değişikliği sağlayamayan şey, ya da Van’ın temiz bir şehir olduğunu hissini vermek suretiyle ekonomiyi canlandıran bir şey değilse yapılacak ve yapılmış çalışma her ne olursa olsun pek de anlamlı değildir”.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s