ZÜHD VE GÜNLÜK YAŞAM


Mevlana Hz. Farsçası ile:

آب در کشتی هلاکه کشتی است

آب اندر زیر کشتی پشتی است

Abê der keşti helakê keşti est

Abê ender zîr ê keşti peşti est.

Geminin içindeki su helakı,

altındaki su ise hareketidir.

Suat ATAN yazdı

Biz insanlar gemiyiz. Mevlana Hazretleri de bunu ifade etmektedir. Su ise dünya hayatındaki mal ve aldatıcı diğer unsurlardır.

Zühd işte tam da budur. Dünya hayatının aldatmacasından müstağni olmaktır. Hz. Alinin deyimiyle ‘mirasçıların olacak mallardan,zamanın harabedeceği binalardan…” müstağni olmaktır..

Pratik olarak düşünüldüğünde günlük yaşamda, avami tabirle ‘durduk yere’ neden dünya mallarından, faydalarından,eğlencelerinden neden müstağni olunsun ki?

Bunlar hizmetimize verilmemiş midir?

vv

Evet, hizmetimize verilmiştir ancak kabul etmek gerekir ki, hizmetimizde olan su dahi gemimize girdiğinde batarız. Paranın iyi hizmetçi, kötü bir efendi olduğuna dair vecize malumdur. Kullanmayı bilirsek iyi bir hizmetçidir. Aynı kavramları, markalar, makam ve mevkiler, cep telefonları, arabalar, giyim ve kuşam, kol saatleri, tatiller, başarılar ve akla gelecek her şey için de uygulayabiliriz.

Bakınız müstağni olmak, onları kullanmama anlamına gelmez. Ne tuhaftır ki, sayılan kavramlarda hayatının doruğunda olan insanlardan bazıları vardır ki Allah’ın hikmetiyle dünya mallarından hepsini tattıklarından, onların anlamsızlığını anlarlar. Bir kısmı anladığı için yeni hazların peşine düşer. Bu yeni hazlar bazen evlat edinme, okul yaptırma, mabet inşa etme, vakıflar kurma gibi hayırhahlıklarla temin edilidiği gibi bazen sapıkça ve akla hayale gelmedik yöntemlerle olmaktadır. Üzerine altın tozu sepilmiş dondurmalar yiyenler,(bu arada bu sapkınlık eski devirlerde de Asya’nın bazı bölgelerinde uygulanırmış, daha kötü hali ile. Zenginler altın parçacıklı yemekleri yer, fukaralar ise onların dışkılarından altın ayıklarmış diye rivayet edilmektedir.) küçük köpeğini mikrodalga fırına atan Amerika’lı sevilen bir aktör, bazı insanların ömür boyu kazandıkları paraları aşan paralarla alınan anlamsız aksesuarlar vs…

İnsanoğlu için dünya malı ne olursa olsun azdır. Daha fazlası her zaman vardır.

Başka bir deyimle insanlar bazen dünyalık denizinin içinde yüzdükleri halde bunlardan müstağni olabilirler, Süleyman Peygamber (a.s.) gibi. Ancak sayılanların hiçbirine sahip olmadıkları halde yüzdükleri küçücük su birikintilerindeki küçücük teknelerine su alıp ‘bir kaşık suda’ boğulanlar vardır.

Tasavvufun bir çok esasında olduğu gibi Zühd’ü de pratik hayatta uygulamayı ‘sevap’ pragmatizmi içinde algılamak mümkündür. Ancak sevap pragmatizmi dahi, tasavvufun başka bir esası olan ‘havf’ ı aşıp da kişiyi, havf ve recanın sinüzoidal dalgası yerine sürekli olarak ‘reca’ lineer dalgası içine katatak negatif eğimli lineer çizgiden ‘gayya’ çukuruna doğru kaydırabilir.

Bu yüzdendir ki zühd’ü salt olarak ‘bilgece’ ve en az ‘evrensel hukukun bir kuralı’ kadar ‘olması gereken bir meziyet’ olarak yorumlamak ve diş fırçalamak, bisiklet sürmek ve yemek yemek gibi eylemler kadar ‘olağan’ kabul ederek zühdü, günümüz şeytanlarının çıkardıkları tozlu raflardan indirerek yaşamın bir parçası yapmakla mükellef değilsek de, yaptığımızda ulaşacağımız yerler bizlere yeterlidir.

Yine pragmatik insan zihninin bir yanılsamasına kaçılmış olabiliriz. Zühd ile nereye varacağız? Ruz-i mahşerdeki mevkii’yi sahibi bilir… Dünyada ise hiçbir yere varmayız. Ancak ‘Eğer’ manzumesinin yazarı Rudyard Kipling’in dediği gibi ‘bir ömür verdiğimiz değerlerin yıkılışını’, yıkılmadan izleyebiliriz.

Bu yazı Suat ATAN’a ait blog’dan alınmıştır, lütfen kaynak belirtmeden alıntı yapmayınız

Şimdi gidip yemeyip içmeyelim mi ‘zühd’ uğruna? Yiyelim, ama ‘tapmayalım’. Hadis-i şerif’te belirtildiği gibi “yiyiniz,içiniz,israf etmeyiniz”.Cahiliye devrinde peynirden, helvadan yapılan putlar malumdur. Hem tapılır acıkınca yenilirdi… günümüz putlarına ne kadar benziyor. Yani günlük yaşamın bir parçasına tapılıyor. Tek fark öncelik. Onlar taptıklarını yiyor, biz ise yediklerimize (tükettiklerimize, hatta tükemediklerimizin markalarına) tapıyoruz fiziksel anlamıyla olmasa bile.

Zühd denilince bir hırka bir lokma diyerek, zühdü bildiğimiz iddiasından vazgeçerek başlayabiliriz yola. Zühdü hemen bir yemek tarifi gibi uygulamı da düşünmemek gerek. Ya da modern zamanların ‘öneri’ metinlerinden ayırmak gerek. Yoksa bu metnin başlığı ‘7 adımda zühd’ ya da ‘3 adımda nasıl zahidlerden olunur’ olabilirdi.Oysa zühdü uygulamak bize aittir ancak ‘zahid olmak’ vasfımız olmayabilir.

Zühd fiziki olduğu kadar hatta daha fazlasıyla bir bakış açısı değişimidir. Aynanın öteki tarafından dünyaya bakıştır. Eşyayı gerçek varlığı ile fonskiyonel fetişzme kapılmadan algılamaktır.

24 Ekim 2010 Gürpınar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s