GAYRI RESMİ SANSÜRCÜLÜK ÜZERİNE



Düşüncelerinize katılmıyorum,

Ancak düşüncelerinizi yayma hakkını

Ölünceye dek savunacağım…

Voltaire

Gayrı resmi sansürcülük; artık “basın özgürlüğü” veya bazılarınca bunun bir lüks olarak kabul edilmesi üzerine “iletişim özgürlüğü” denilen modern “görgü kuralının” özel yöntemlerce çiğnenmesi, tehlikeli fikirlerin, “işe gelmeyen yazıların”, “ters düşüncelerin”, aleyhte veya aleyhte olduğu vehmedilen haberlerin çıkarıldığı mecralarda insanlara hiç de kaba olmayan yöntemlerle tatlı-sert haddinin bildirilmesidir.

Gayrı resmi sansürcü hiçbir zaman tersini düşündüğünü veya yayınlananların hoşuna gitmediğini alenen ifade etmez; haksızlığa uğradığını veya onu veya onun gibi düşünenleri eleştirenlerin hatasını kanuni yollardan geri iade etmeyi denemez. T.C. Başbakanı R.T. ERDOĞAN’ın Penguen dergisinde yayınlanan karikatürü gibi rencide edici bir karikatür için bir başbakan dergiye “haddini bildirmek” yerine, gayrı resmi sansürcünün hiçbir zaman uygulamayacağı bir yöntemi seçti: “dava açtı”. Bu hareketi gayrı-resmi sansürcülerin zihniyetinin hâkim olduğu birçok kesimce eleştirildi. Oysa T.C. Başbakan’ı vatandaşlık haklarına örnek bir hareket yapmıştı: hukukun üstünlüğüne inanarak işi kanuna bırakmıştı.

Gayrı resmi sansürcüye kalsa dergiye hiçbir zaman bir telefon bile etmez, dava açmaz, sesini çıkarmazdı. “İnce ve derinden” düşünerek, derginin altına buzağı arayarak bir hatasını bulur, dergiye “haddini bildirirdi” ama hiçbir zaman elini kirletmeden.

ABD başkanı Bush da bir gayrı resmi sansürcüdür. Onun aleyhinde yayın yapan tek büyük yayın kuruluşu El-Cezire’ye kanuni olarak müdahale etmedi, ama Irak hükümeti her ne hikmetse El-Cezire’ye uyarılar yaptı.

El-Cezire televizyonu internet sitesinin İngilizce yayını Irak savaşı başladığı sıralarda Hacker’ler tarafından çökertildi, New York Borsa’sında El-Cezire’nin anavatanı olan Katar’a ait televizyonlar, hisse senetlerinin işlem gördüğü katta azaltıldı.

Ama aynı gayrı resmi sansürcü Saddam Hüseyin’in idam görüntülerinin hiç sansürlenmeden her yere yayılmasına göz yumdu, daha doğrusu bu işi bizzat yaptı ama hiçbir zaman elini kirletmeden…

Fransız düşünür Voltaire: “Düşüncelerinize katılmıyorum ancak düşüncelerinizi yayma hakkınızı ölünceye dek savunacağım” demiştir. Voltaire bile sırf böyle dedi diye; Gayrı Resmi Sansürcünün en çok içerleyeceği düşünürlerden biridir şimdi…

Bir gazete veya bir televizyonun artık sansüre uğramasının imkânsız olduğu bir dönemde yaşıyoruz ancak gayrı resmi sansürcülük nosyonu günümüzde düşüncelerin açıklanmasını sansürcülüğün en şiddetli uygulamalarının yaşandığı dönemlerden bile zor duruma getiriyor.

Gayrı resmi sansürcüler; suya sabuna dokunmayan haberlere, magazin haberlerine hiçbir suretle dokunmuyor hatta sonuna kadar destekliyorlar.

1966 6583 sayılı sansür yönetmeliğinde bile; temel olarak devletin çıkarına ters olan her türlü yayın eleştirilirken, bunun dışında devletten başka kimseye devlet çıkarları dışında yayın engelleme veya yayın durdurma kararı verilmiyor.

Ancak günümüzün henüz tarihi yazılmamış düzeninde yerelden genele her yerde bir takım güçleri kullanarak; resmen olmasa da fiilen sansür mevcut; yani “filan haberi niye yayınladın, ya da yayınlamayacaksın” uygulaması.

İşin kötü tarafı bunu yapanın devletin ilgili birimlerince değil, kendini devlet vehmeden; insanların haddini bildirme amaçlı manipülasyonlarından kaynaklanması.

Gayrı resmi sansürcü heyulasının gücünün yanlızca “yapabildikleri” ile sınırlı, “matbu olanın” ise gücü sınırsızdır.

Reklamlar

GAYRI RESMİ SANSÜRCÜLÜK ÜZERİNE



Düşüncelerinize katılmıyorum,

Ancak düşüncelerinizi yayma hakkını

Ölünceye dek savunacağım…

Voltaire

Gayrı resmi sansürcülük; artık “basın özgürlüğü” veya bazılarınca bunun bir lüks olarak kabul edilmesi üzerine “iletişim özgürlüğü” denilen modern “görgü kuralının” özel yöntemlerce çiğnenmesi, tehlikeli fikirlerin, “işe gelmeyen yazıların”, “ters düşüncelerin”, aleyhte veya aleyhte olduğu vehmedilen haberlerin çıkarıldığı mecralarda insanlara hiç de kaba olmayan yöntemlerle tatlı-sert haddinin bildirilmesidir.

Gayrı resmi sansürcü hiçbir zaman tersini düşündüğünü veya yayınlananların hoşuna gitmediğini alenen ifade etmez; haksızlığa uğradığını veya onu veya onun gibi düşünenleri eleştirenlerin hatasını kanuni yollardan geri iade etmeyi denemez. T.C. Başbakanı R.T. ERDOĞAN’ın Penguen dergisinde yayınlanan karikatürü gibi rencide edici bir karikatür için bir başbakan dergiye “haddini bildirmek” yerine, gayrı resmi sansürcünün hiçbir zaman uygulamayacağı bir yöntemi seçti: “dava açtı”. Bu hareketi gayrı-resmi sansürcülerin zihniyetinin hâkim olduğu birçok kesimce eleştirildi. Oysa T.C. Başbakan’ı vatandaşlık haklarına örnek bir hareket yapmıştı: hukukun üstünlüğüne inanarak işi kanuna bırakmıştı.

Gayrı resmi sansürcüye kalsa dergiye hiçbir zaman bir telefon bile etmez, dava açmaz, sesini çıkarmazdı. “İnce ve derinden” düşünerek, derginin altına buzağı arayarak bir hatasını bulur, dergiye “haddini bildirirdi” ama hiçbir zaman elini kirletmeden.

ABD başkanı Bush da bir gayrı resmi sansürcüdür. Onun aleyhinde yayın yapan tek büyük yayın kuruluşu El-Cezire’ye kanuni olarak müdahale etmedi, ama Irak hükümeti her ne hikmetse El-Cezire’ye uyarılar yaptı.

El-Cezire televizyonu internet sitesinin İngilizce yayını Irak savaşı başladığı sıralarda Hacker’ler tarafından çökertildi, New York Borsa’sında El-Cezire’nin anavatanı olan Katar’a ait televizyonlar, hisse senetlerinin işlem gördüğü katta azaltıldı.

Ama aynı gayrı resmi sansürcü Saddam Hüseyin’in idam görüntülerinin hiç sansürlenmeden her yere yayılmasına göz yumdu, daha doğrusu bu işi bizzat yaptı ama hiçbir zaman elini kirletmeden…

Fransız düşünür Voltaire: “Düşüncelerinize katılmıyorum ancak düşüncelerinizi yayma hakkınızı ölünceye dek savunacağım” demiştir. Voltaire bile sırf böyle dedi diye; Gayrı Resmi Sansürcünün en çok içerleyeceği düşünürlerden biridir şimdi…

Bir gazete veya bir televizyonun artık sansüre uğramasının imkânsız olduğu bir dönemde yaşıyoruz ancak gayrı resmi sansürcülük nosyonu günümüzde düşüncelerin açıklanmasını sansürcülüğün en şiddetli uygulamalarının yaşandığı dönemlerden bile zor duruma getiriyor.

Gayrı resmi sansürcüler; suya sabuna dokunmayan haberlere, magazin haberlerine hiçbir suretle dokunmuyor hatta sonuna kadar destekliyorlar.

1966 6583 sayılı sansür yönetmeliğinde bile; temel olarak devletin çıkarına ters olan her türlü yayın eleştirilirken, bunun dışında devletten başka kimseye devlet çıkarları dışında yayın engelleme veya yayın durdurma kararı verilmiyor.

Ancak günümüzün henüz tarihi yazılmamış düzeninde yerelden genele her yerde bir takım güçleri kullanarak; resmen olmasa da fiilen sansür mevcut; yani “filan haberi niye yayınladın, ya da yayınlamayacaksın” uygulaması.

İşin kötü tarafı bunu yapanın devletin ilgili birimlerince değil, kendini devlet vehmeden; insanların haddini bildirme amaçlı manipülasyonlarından kaynaklanması.

Gayrı resmi sansürcü heyulasının gücünün yanlızca “yapabildikleri” ile sınırlı, “matbu olanın” ise gücü sınırsızdır.

SADDAMA RAHMET OKUMAK.


Bush yönetimi kendisi ile gurur duymalıdır. Nitekim (Devlet Başkanı) Saddam Hüseyin gibi birini (Devlet Başkanı ibaresini tırnak içinde yazıyorum çünkü idam görüntülerini yayınlayan bir Irak televizyonu bu ibareyi kullandığı için kapatıldı); yaptığı katliamlara, halkına çektirdiği eziyetlere rağmen hakikaten acınacak bir duruma düşürmüştür. Öyle ki; bugün Saddam düşmanları dahi idam görüntülerini görünce; Saddam’a rahmet okudular.

Fail olarak; Bush yönetimi diyorum çünkü bu işlerin politik değilde fiziki anlamda failini “Amerika” diye göstermek Amerika’lı olan ve azımsanamayacak derecede olan birçok Bush ve Amerikan politika karşıtlarına haksızlık olacaktır. Kaldı ki dünya anti-amerikan düşüncesinin en önemli fikir babaları da Amerikalıdır.

Saddam’a hafifte olsa iyi duygular besleyecek son kişi olan Irak Devlet Başkanı Celal Talabani bile idama karşı olduğunu vurgulamıştır. Elbette hamasi zihinler bu durumu “Celal Talabani’nin Sünnilerden korkmasına bağlayabilirler”. Evet, korkmaktadır da; ancak öfkesi korkusundan da üstün gelebilirdi; nitekim Kuzey Irak Saddam’ın idamından sonra zafer çığlıkları atmaktaydı. Talabani’nin Saddam’ın idam infazını tasvip etmemesi elbette bizim meşhur kırmızıçizgilerimiz gibi hiçbir sorun yaratmadı.

Bu idam bir hukuktan ziyade siyaset ürünü bir intikamdır. ABD Irak’da demokrasi peygamberliği yaparken Sünni’leri kendisine şeytan olarak seçmiştir. ABD gözünde elbette Şii, Sünni veya Kürt kavram olarak birbirinden pek de farklı değildir. Ancak bu kez kabak Sünnilerin başına patlamıştır.

VATİKAN BİLE İDAMI KINARKEN…

Vatikan bile idamı kınarken Türkiye neden sessiz kalmıştır? Cevabı basit, ünlü deyimimizle “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” ya da “yukarı tükürsen ABD aşağı tükürsen Irak”.

Maalesef dünya ve yerel kamuoyu Saddam’ın infazını kınamayı her zaman Saddam’a karşı iyi niyetin bir dışavurumu olarak yorumladığı için idamı kınamak kolay olmayacaktır.

SADDAM MASON, AMERİKAN UŞAĞI DÖNME BİR YAHUDİ MİYDİ?

Saddam’ın asılmasından sonra her halde meydan boş kalmış ki internette; şu “beyaz” edebiyatının paranoyakları Saddam’ı yine Yalçın Küçük klasik yaftaları ile yaftaladılar. Saddam; masondur, Saddam Yahudi’dir, Saddam ABD uşağıdır.

Kabul edin; Saddam Hüseyin bir müslümandı.

Kişiler Müslüman olarak da bazen dinsizlerin yapamayacağı kadar zulüm yapabilir, Vatan’larını satabilir ve ABD’ye uşak olabilirler. İnanç bireysel bir düşünce biçimidir.

Saddam’ın idam görüntülerinde duyduğumuz kelime-i şahadet her halde bir propaganda değildi.

Ayrıca Yahudiliği bir hakaret sıfatı olarak kullanmak bir semavi dine hakarettir. Yahudilere kızabilirsiniz, İsrail’e kızabilirsiniz, ancak Yahudiliğe kızarsanız, Hz. Musa’nın dinine kızmış olursunuz.