MÜSTEHCENLİĞİ SANSÜR ÜZERİNE


Müstehcenliğin büyük paradokslardan biri olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Müstehcenlik aslında bizatihi müstehcenlik kavramından rahatsız olanların ortaya çıkardığı ve şiddetle kaçındığı bir kavramdır.

Eskilerin minyatür sanatında kullandıkları çıplaklık daha doğrusu “nü” eserleri ve yazıları saymazsak müstehcenliğin en büyük kaynağının basın ve yayın kanalları olduğu ve genellikle yine eskilerde olduğu gibi müstehcenliğin “sanat” bir de bu döneme has olarak “haber” adı altıda dışavurumunun yapıldığıdır.

Haber adı altında müstehcenlik örneklerine basın tarihimizde en kadim örnek bir zamanların gözleri siyah bantlı “ahlaksız kadınlar “ ya da “tecavüze uğramış kadınlar” ile bu zamanların “arka sayfa güzelleridir”.

Sanat adı altında yapılan müstehcenliklere zaten örnekler saymakla bitmez; bir Hollywood geleneği olarak bizim sinema sektörüne de bulaşmış olan illa ki her çekime en az bir müstehcen sahne ekleme şeklinde adetler bunun en bariz örnekleridir. Tiyatro gibi daha muntazam ve sinema kadar sekülarize olmamış sanatlarda da bulaşmıştır Bir zamanlar yine ortalığı ayağı kaldıran adı bile müstehcen “Vajina Monologları” adlı “sanat eseri” de bu sınıftandır.

Müstehcenlik nedir; Arapça “istehcen: ayıplama” kökünden gelen bir kavramdır. Çıplaklığın kendisinin değil de bilinçli teşhirinin ayıplanacak bir husus olmasına tekabül eder. Çıplaklık teşhirini ayıplamayan bazı kültürler dışında çoğu kültürde bu yanlış karşılanır hatta kanuni yaptırımlara tabidir. Ancak iş camın arkasına veya kâğıdın üstüne geçince; yani medyaya taşınca tüm dünyada iki tür düşünen grup belirir; müstehcenlikten aciz olmayanlar ve müstehcenlikten aciz olanlar.

Kartal Belediyesi Kültür Sanat Etkinlikleri ve eli ile göz koruyan film makinisti!

Buraya kadar yazdıklarım İstanbul-Kartal Belediyesinin düzenlediği kültür sanat etkinlikleri kapsamında gösterilen Babil adlı filmin “müstehcen” sahnelilerinde film makinistinin eli ile müstehcen sahneleri kapatması ile ilgili haberi okuyunca akla gelenler.

Haberi duymayanlar için haberi kısaca özetlemekte fayda var;

…Kartal Belediyesi’nce, “Aylık Kültür Sanat Etkinliği” adı altında gerçekleştirilen ve bir ay sürecek olan etkinlikler çerçevesinde “Babil” filminin ücretsiz gösterimi de vardı. Filmin, Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi’ndeki gösterimine Kartal halkı, “10 yaşından küçük çocukların getirilmemesi” isteğiyle davet edildi. 13 Aralık Çarşamba akşamı gerçekleştirilen ilk gösterime aralarında çocukların da bulunduğu yaklaşık 300 kişi katıldı. Filmin başlamasından kısa bir süre sonra, küçük bir çocuğun mastürbasyon yaptığı ve duvardaki delikten, elbiselerini çıkaran kız kardeşini izlediği sahneler üzerine bazı izleyiciler salonu terk etti

Eliyle kapattı!
Yaşanan bu olayın ardından filmin diğer bölümlerinde yer alan buna benzer görüntülere ilginç bir sansür uygulandı. Makinist, filmin diğer sevişme ve öpüşme sahnelerini eliyle kapatarak sansür uyguladı. Sansür nedeniyle film arasından sonra seyircilerden çoğu salona dönmedi. Makinistin sansür uygulamasının ikinci perdede de devam etmesi üzerine bazı izleyiciler, durumu bu kez “Öpüşme sahnesinde bile sansür uygulanır mı?” diyerek protesto etti. Bu tepkiler, diğer izleyicilerin alkışlarıyla desteklendi. Sadece 70 kişi filmi sonuna kadar izleyebildi.
Kartal Belediyesi, bu ay içinde üç gösterimi daha olan filmin kaldırılmaması yönünde karar aldı…(Milliyet)

***

Konumuza dönelim;

Bu makinist toplumsal görevini mi ifa etmiştir? Yukarıda da bahsettiğim gibi bir Hollywood geleneğinin yine uygulanmış olduğu bir filmde müstehcen sahneyi görür görmez kapatarak ne yapmaya çalışmaktadır?

Bu filmin belediye tarafından yayına konmadan evvel yayınının mahsuru olup olmadığının değerlendirildiği muhakkaktır. Bu bağlamda belediye gibi resmi bir kurum Babil’i değilde başka bir filmi gösterime sunamazmıydı? Kimse neden Babil gösterime sunulmadı diye sormayacaktı.

İşte tam bu noktada “müstehcenlik karşıtı” kesimden bazılarının çoklukla yaptığı bir tutarsızlık ortaya çıkıyor;

Medya ve görsel sanatlarda müstehcenliğin artık bir gelenek olduğu bir gerçek, her ne kadar müstehcenlik değerlendirme kıstasları değişken olsa da her türlü çıplaklığı veya bedensel teşhiri, hatta çıplak olmasa bile dışa vurmanın müstehcen olduğu genel geçer bir değerlendirmedir. Yoksa bir nü fotoğraf sanatçısı için neredeyse müstehcenlik diye bir kavram yokken, muhafazakâr bir toplumda yaşayan biri için hafif bir dekolteli bayan görüntüsü bile müstehcen addedilebilir. Zaten açmaz da buradadır. Bir zamanlar “muzır neşriyat”ta bile bulunmayan görüntüler bugün gazete köşelerinde masum reklâmlar anlaşılacak kadar algısal değişikliğe uğramıştır.

Bu paradoksal durum içinde müstehcenlik karşıtı biri: “Hem bol bol sinema filimi izleyeyim hem de hiç müstehcen görüntü olmasın” dediği anda ya da “Hem sinema gösterimi yapayım hem de müstehcen sahneyi sansürleyeyim” dediği anda biraz fazlasını istemiş olur. Malumunuz ülkemizde Hint, İran, Afrika ya da 3. dünya ülkelerinin filimleri izletilmiyor. Takdir etmek gerekir ki 3. dünyanın filimleri (ki bunlar da da müstehcenlik yok değildir) dışındaki tüm filmlerde hele Türkiye piyasasında müstehcen olmayan Amerikan filmi arayıp gösterime sunarsanız (müstehcen olmadığı için değil de konusu veya zamanı harici olduğundan) pek az seyirciniz kalır.

Müstehcenlik karşıtları da haklı; bizler katıksız Hollywood ve Yeşilçam karışımı bir paradigma ile büyümüş bir nesil olduğumuzdan Cannes film festivalinde ödül alan bazı filmleri tesadüfen izlediğimizde “Ya bu ne kadar sıkıcı bir film” diyoruz. Çünkü film bizim için yaşamsal gerçekliğin bir parçası; öyle ki “film diyip geçemez olmuşuz. Aynı mantık dünyanın her yerinde yayınlanıp da Türkiye’de yasaklanan bazı filimler için de geçerli. Her ne hikmetse; Piyanist, Hayat Güzeldir gibi Yahudi soykırımını –Holokost- tema alan filimler Türkiye’de defalarca yayımlanmasına rağmen hala “Semitik” ya da “Yahudi-perver” bir izlenim yaratamadıysa da kimse Ararat’ı izleyerek “Türk Düşmanı” olmayacaktı. Ama biz filimlerin gücüne o kadar inanıyoruz ki…

İnanıyoruz çünkü hem politik değerlerimizi hem de etik değerlerimizi yaratan faktörlerin başında okuduklarımız ya da öğrendiklerimiz değil; belletildiklerimiz ve izlediklerimiz geliyor.

Film makinisti elleri ile müstehcen sahneyi kapatırken filmin nerede kaldığını takip etmek için kendini feda ediyor ve filmi izlemeye devam ediyor, salonda müstehcen sahnenin kapatılmasına kızan kişi sanata hakaret edildiğini düşünüyor, kalan 70 kişi ise daha sonra evine gidip merakından filimi sansürleri ile izliyor.

Biz kimi kandırıyoruz?

Müstehcen karşıtlığı yanlızca dinsel ve etik nedenlerden ötürü yapılmıyor. Müstehcenlik düşmanı olmadan da müstehcenlikten uzak durulabilir. Bugün kaç ekonomi ya da felsefe dergisinde müstehcen görüntü gördünüz. Ya da birçok yabancı gazetenin kaçında bırakın müstehcen görüntüyü normal fotoğraf gördünüz?

Müstehcenliğin zararından korunmak için müstehcenliğin kontrol alması bir “kültür” işidir. Siz Türkiye de istediğiniz kadar usta yazar toplayın; fotoğrafsız siyah beyaz gazete yayınlarsanız bunu halk kese kâğıdından daha fazlası için kullanmaz.

Ya da bir zamanları TRT’si gibi ciddiyet uğruna haklı olarak resmi bir yayın yaparsanız insanlar ilk buldukları özel kanala tapmaya başlarlar.

Maalesef altı doldurulmamış sekülerizmin ürünleridir bunlar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s