
Öncelikle Telekulak vakalarının özellikle de son zamanlarda hangi noktaya ulaştığını Radikal Gazetesinin 29 Mayıs 2008 tarihli internet sürümünde Deniz Zeyrek’e ait yazıdan öğrenelim;
* Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın yakın ekibinde olduğu bilinen dönemin Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Reha Taşkesen, Büyükanıt’ın göreve başladığı 30 Ağustos 2006 tarihinden bir ay önce sürpriz bir şekilde istifa etmişti. Taşkesen’in telefonlarının dinlendiği ve evlilik dışı ilişkisi ile yaptığı görüşme kayıtlarının komuta kademesine ulaştırıldığı için istifa ettiği ortaya çıktı.
* Hükümetle yıldızı hiç barışmayan Eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’e ait olduğu ileri sürülen ve özel bir sohbet sırısanda söylendiği sanılan hükümetin ağır bir dille eleştirildiği konuşmalar Youtube.com’da yayınlandı.* Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemler (Elektronik istihbarat bölümü) Komutanı Tuğgeneral Münir Erten’e ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı da 19 Şubat’ta İsveç’ten Youtube’a yüklendi. Ses kaydında TSK’nın operasyonlarda az sayıda PKK’lıyı öldürdüğü iddia edilip, kara operasyonunun 20-22 Şubat arasında yapılacağı belirtiliyordu. Operasyon kaydın yayınlanmasından iki gün sonra, söylendiği gibi 21 Şubat’ta başlamıştı.
* Fethullah Gülen’in cezalandırılması konusundaki ısrarlı tutumuyla dikkatleri çeken Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi savcılarından Salim Demirci’ye ait olduğu iddia edilen ses kayıtları, 16 Mart 2008′de YouTube.com’da yayınlandı. Kayıtta Başbakan Erdoğan’ın “Türkiyelilik” çıkışı eleştiriliyor, dönemin Diyarbakır Valisi Efkan Ala ağır sözlerle eleştiriyordu.
* Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Öğretim Komutanı Tümamiral Kadir Sağdıç’a ait olduğu ileri sürülen ses kaydı da 9 Mart’ta Youtube.com’da yayınlandı. Sesin sahibi, ordunun demoklesin kılıcı gibi hükümetin üstünde olduğunu söylüyordu.
* Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, Mayıs başında AKP kapatma davasından sonra izlenmeye başlandığını açıklamış, yemek için Ankara Tenis Klubü’ne giderken kendisini izlediğinden şüphelendiği araç “ortam dinlemesi de yapabilen” bir polis aracı çıkmıştı.
Şimdi anlaşılacağı üzere artık telekulağa takılmayan/takılma ihtimali olmayan kimse kalmamış gibi. Denizaşırı dinlenme ihtimalini saymamama rağmen;
Bu tür vakaları okuyunca aklıma gelen ilk husus; bazılarının anlattığı “seslerin evrende hiç bir zaman kaybolmadığı” hadisesidir. Ne konuşursak konuşalım evrende bu sesler ilerlemeye devam ediyor…
Tüyleri ürperten ise bu seslerin mistik olarak kişinin sicili gibi var olmaya devam etmesi.
İkinci husus ise; Semavi dinlerin ve İslami kaynakların da çoğunda; az konuşmak, düşünerek konuşmak üzerine artık “sükut felsefesi” olarak nitelendirilecek bir literatürün var olması. Bu anlamda İmam-ı Gazali’nin İhya-ı Ulum’ud Din adlı eserinde geçen aşağıdaki hadis ve anekdotlar dikkate değerdir;
“Mü’minin lisanı kalbinin ötesindedir. Bir şey söyleyeceği zaman önce onu düüşünür ve sonra konuşur. Münafık bunun aksine, kalbi dilinin ötesindedir. Bir şey söyleyeceği zaman düşünmeden söyler”
(Haraîti, “Mekarim-i Ahlak adlı kitabında Hasan Basri’den rivayet edilen hadis)
Hakeza:
Hasan- Basri’nin anlattığı olay;Bir gün Muaviye adamları ile konuşuyor herkes bir şeyler söyleyip duruyordu. Yanlız bunların arasında duran Ahnef bin Kays süküt edip dinliyordu. Bunun farkına varan Muaviye; ”Ya Eba Bahr; neden sen hiç konuşmuyorsun?” diye sordu. Bunun üzerine Ahnef;
“Yalan konuşursam Allah’tan, doğru konuşursam senden korktuğum için konuşmuyorum” dedi.
Yine bunun gibi;
Hz. Ebubekir’in konuşmamak için ağzında çakıl taşı sakaldığıve zaman zaman eli ile dilini göstererek; “Tüm felaketler bundan başıma geldi” dediği rivayet edilir.
Yahudi Dini literatüründe de sükutun önemine dair bir çok anekdot vardır;
Pirke Avot’ta (1.5):
……Boş yere konuşma.
Dikkat etmeden konuşan
Ve sözcükleri özensiz kullanan
Yüzeysel konuşur,
İyi dinlemez,
Kötü öğüt verir
Ve kolaylıkla dedikodu yapar.
Böyle bir dikkatsizlik zarara yol açar,
Hem sana, hem de başkalarına utanç verir.
Pirke Avot (3.9)’da ise;
….. Sessiz olun ve bilin.
Her şeyi sessizlikle kucaklayın.
diyor.
Şu an metni yanımda olmayan Zebur’da bile sükut felsefesi ile önerilere rastladım.
Bu kadar metnin üzerine ve sükut felsefesi derinlemesine okununca telekulaktan korunmak için güzel bir metot akla geliyor;
“Her an dinleniyormuş hissiyle (endişesi değil) yaşamak”
Ya da: “sonradan pişman oluncak hiç bir sözü en özel sohbetlerde bile söylememek”
Böylelikle artık telekulaklar sizi dinliyor olsa bile sizinle ilgili bir koz elde edemeyecektir. Elbette herkesin “tehlikeli fikirleri” vardır. Bunları söylemek yerine yazmanın daha az riskli olduğu kanaatindeyim. Nasılsa artık düşünce suçları yazılar üzerinden değil söylenen sözler üzerinden işleniyor neredeyse…
Yazımı babamın kadim dostu Selim Amca (Selim Başar)’ın kulağıma küpe ettiğim bir sözü ile bitiriyorum. Ben çok küçükken demişti bana;
“Suat, söylediğin her sözün bir gün önüne çıkacağını hiç bir zaman unutma…”
Son Yorumlar