Axaftina axê

Ey welat, Wanê min,wûsa xwîyaye, li kûrahîyê dilên te

Li axên te,

Em nikarin xeynî xwîn û hêstîr, tu tişt biçînin

Ji xwe xem pêşîye befirê dîgîhand her sal, li te

Ji xwe teyr pêşîyê befirê digîhand welatên dûr

Tû, çermê xwe vedişart ji bager û kewlazan

Lê em tev diman, tev hembêz kirin sir û kewlazan

Pêxwas, bêkinc

Wek îro

Wûsa xwîyaye, rojên piştî zivistanan

Demên bûharê, em xeynî xwîn û hêstîr nedîçandin

Kû payîzê wexta dûrina zevîyan de

Me dî, xem boş bû, erd sekînî, sekînî

Û her çi kû dilê xwe de veşartî ye

Rîjand, belav kir, hejîya

Dîn bû,

Kevir ser kevirê nehêla

Wan xera bû,

Gazincan ji bo felekê nakim,

Loma li axê nîn e,

Me çand, me dît,

Belê, belê, tû guh lê ne de dilê xwe,

Em çêkirin tabûtên heft qat,

Em bûn xûlamê daxwazîyên bêqed,

Em bîr kirin, ûsîla bav û kalan,

Me sexera wî lê birî, dilê axê şikand bi betonan

Me xera kir pîrozbûna behra Wanê

Loma li felekê nîn e,

Ey welat;

Heya kû em hevî li te neçînin

Xwîyaye, nikarin tû şahîyek bibînin

Xeberê te ye, ta ji kûrahîyên behra xwe qêr dikî

Mîna berî,

Lê kes gûh lê nade, gelo bajar çi dîqîrî, çi dibêjî

Me qedrê te,nezanî,

Wanê min,

Axaftina axê ye,

Kû mafê wî jî heye biaxive,

Axaft û hûş bû, çend wuşe,

Besxeberê wê, xweş ne bu…

Anadolu Jet’in ilginç online biletleme sistemi ve müşteri hizmetleri mantığı

Anadolu jet web sitesi üzerinden Online olarak ayırdığım bileti daha sonra opsiyon süresi bitmeden yine online olarak kredi kartı ile satın almak için web sayfasına girdim. Ona yakın denemeden sonra her seferinde ödeme aşamasına gelip tahsilat sisteminin response vermesini beklerken kredi kartınız reddedildi diye mesaj geliyor ancak red sebebi yani limit yetmezliği veya girilen bilgi hatası diye açıklama geçmiyordu. Bunun üzerine müşteri hizmetlerini aradım, telefon üzerinden ödeme talebimi bildirdim sesli yanıt sistemine yönlendirildi. Sesli yanıt sisteminde de 3 istedi kartı ile 6 denemeden sonra yine ödeme gerçekleşmedi. Her seferinde kredi kartı numarasını eksik veya yanlış tuşladınız diyordu. Operatöre tekrar bağlandığımda bana dokunmatik telefon kullanıp kullanmadığını sordu. Kullandığımı söyledim. Dokunmatik telefonlarla telefonla ödemenin sorunlu olduğunu bildirdi. Komedi bundan sonra başlıyor. Operator bayana ödemeyi tekrar internetten denemek istediğimi söylediğimde ödeme sürecinin callcentere geçtiğini bu nedenle ödemeyi online yapamayacağımı söylediler. Ben de opsiyon sitesinin bitimine az kaldığını hiç olmazsa süreyi uzatmalarını söyledim. Bu da mümkn olmadı. Satış ofisine gitmrm gerekiyormuş. Zaten gidebilsem onları aramayacaktım. Bu hengamede ucuz rezervasyonu da kaybedip 40 lira zarara girdim.  Karadüzene dönüp acenta aracılığı ile pahalı bilet aldım 10 lira da acenta hakkı. Alana gidip fatura istediğimde ise faturayı acentenin tanzim edeceğini söylediler.
İşte internet ve bilişim nimetinin içine etmek buna denir. Hem insanları online işleme teşvik et. Hem de siten ve müşteri hizmetlerin düzgün çalışmasın.

Posted from WordPress for Android

By suatatan Posted in Genel

Ölüm üzerine

Bir gün öleceğim! Bu metni yazan da okuyanlar da beğenenler de ölecek. Ölüm bu kadar olağan, hatırlamayı ertelememize rağmen. Sonra ne olacak? Eğer dünya topraklarında iz bırakmamış isen. hiç bir şey. İzlerini rüzgar silene değin hatıran, boyasını nem silene kadar mezar taşında ismin kalacak. Ahirete inanıyor musun, yoksa inandığını mı zannediyorsun? Ahiret, ahir yani son kelimesinden türemiş. Hani dünyada iz bırakamayacak isen de heybeni yeni dünyan için doldurabileceğin bir şans var. Adı ahirettir. Ehli tasavvuf ölümü hatırlama anlamına gelen tezekkür-ü mevt için inovatif yöntemler geliştirmişler. Kimi evinde bir odaya tastamam mezar kazdırıp zaman zaman içinde uzanmış, kimi kefenini hazırlatıp evinde içine girmiş. Kimi gece mezar aralarıda uyumuş… Yani ölümü simule etmişler, sınava iyi hazırlamışlar.  Öyle dini vecibelerimizi  her nasılsa yapıyoruz deyip geçiştirmemişler. İz bırakmışlar. İz olmuşlar. Doğrunun izinden gitmişler. Hakkı teslim edeyim, bu satırların yazarının dünyada dikili ağacı bile yok. Hep bostanlar ile geçiştiriyor…

Ölümü hatırlamak ağız tadını kaçırıyor ama inkar etmemek gerek, küçük şeylere takılmayı da engelliyor. Hatırladıkça daha çok tanıdık geliyor, Tüm zorluğuna rağmen. Ama parayla değil sırayla

Dedelerden miras değil torunlara emanet bu dünya.

Bu yazıyı yazarı sağken okuduysanız dua, ölü iken okuduysanız rahmet okuyunuz.

Posted from WordPress for Android

Boş HTML sayfası

HTML kodlayanlar ve kodlarken de hazır HTML editörleri yerine notepad, notepad++, gedit gibi programlar kullanan cengaver kodcular için her seferinde html şablonunu yazmamak için boş HTML şablonu aşağıdadır. Aşağıdaki şablon transistional’dır. Yani kodlarken strict’e göre daha esnektir.

<!DOCTYPE HTML PUBLIC “-//W3C//DTD HTML 4.01 Transitional//EN” ”http://www.w3.org/TR/html4/loose.dtd”>
<html>
<head>
<meta http-equiv=”content-type” content=”text/html; charset=utf-8″>
<title>Suat ATAN</title>
</head>
<body>
<h1>Boş web sayfası</h1>

<!–Iceriginiz–>

<!–//Iceriginiz–>

</body>
</html>

7.2 Yetmedi

Geleneğimizdir. Afetleri yaşadıktan sonra, yeni afetler yaşamamak için ne yapmamız gerektiğinden önce, yaşadığımız afeti Allah’ın bizde neden yaşattığı üzerine derin konuşmalar yaparız. Kutsal kitaplarda helak edilen kavimlerle ilgili bildirilenleri de mesnet yaparız. Öyle ya biz Allah’ın bize ne yaşattığını küçücük kafamızla liste haline getirebilecek kadar akıllıyız. Koskoca evrende olup bitiverenler için kendimize göre bir senaryo kurabiliriz.
17 Ağustos depreminden sonra bazı siyasi partilerin sağolsunlar Türkiye kamu-bilinçaltına soktukları “7.4 yetmedi mi?” türünden Allah’ın sopası ile teo-politik ihtarları o günden bugüne geçen tüm sekülerleşmemize rağmen değişmedi. Halen kamu-bilinçaltında yaşamaya devam ediyor.
Helak edilme sebepleri ile helak olma olgusu arasındaki deterministik bağlantı Kuran’da bildirilmiştir. Elbette teknik anlamda yani tefsir bilimi açısından uzun uzun yorumlanabilecek ve yeni bakış açıları ile değerlendirilebilecek bir konudur. Ancak bu bağlantı her ne olursa olsun, herhalde kimseye, en azından dini bilimler açısından ehil olmayan bir kimseye helak olma sebeplerini listeleme hakkı vermiyor. Ama kabul edelim, bir yerde fuhuş arttı, üniversite girdi, çok bira içildi de o yüzden helak olundu şeklindeki düz mantık ile bunların da ötesinde daha inandırıcı senaryolarla kamu-bilinçaltına yerleştirilmeye çalışan, despot Tanrı anlayışını seviyoruz.  Bunları oluşturanlar, yayanlar, korkunç bir hamaset içinde kendilerince bir irşat hizmeti yaptıklarını zannediyor olabilirler. Ama bu tür sığ korku hikayeleri maalesef bu niyetin kendisine zarar veriyor. “Deprem şiddeti= Fuhşiyat+Alkol tüketimi-Namaz kılan adedi” şeklinde özetlenebilecek bir denklemle depremleri yorumlarsak Allah aşkına Van kaçıncı sırada ve kaç şiddetinde depremi hak eder? Las Vegas, Amsterdam ya da Türkiye’nin veya dünyanın anti-seküler deyimle “sefahat” şehirleri yerine neden Van’lı helak edildi. Ya da helak edildi mi?
Tanrısal komplo severlerin müslüman olmasına ya da müslümanlık adına hareket etmesine bile gerek yoktur. Çünkü daha deprem haberi yayılmadan, uzun lafın kısası depremi Van’da direkt olarak BDP’ye bağlayan ilginç bir milliyetçi-muhafazakarlıkla karşılaştık. Sanki Tanrı BDP aleyhtarı da,  BDP’ye oy verdi diye Van’ı helak etti. Oysa depremin en fazla hissedildiği Erciş’te, AKP oyları genellikle BDP’den bir kaç puan üsttedir. BDP oylarının açık ara önde olduğu Başkale ilçesinde ise depremden eser yoktur. Bu zihniyete göre ise helak olma olgusunun kaynağı siyasal görüştür. Tabii ki zahmet edip istatistiklere bakmadan…
İronik ama her halde bu tip yorum sahipleri komünist olsalar, helak olma nedenlerinin kaynağını bu kez kapitalizme bağlayacaklar.
Kısacası, bizim için doğru olanı Allah için de doğru kabul ediyoruz. Buna dogma denilir. Virüsten beter bir akıl tutulmasıdır bu. Öyle ki, dogmatik olan bir akıl, Allah’ın kutsal kitapla gönderdiği emirlere, anlayışa ek emirler, ek anlayışlar geliştirir. Bir örnek; Allah’ın emirlerine uymazsan, Allah ahireti beklemeden seni kahreder.
Hint felsefesindeki Karma inanışına çok benzetilebilecek bu durum, Tanrı’yı hep reaksiyoner bir konumlandırmaya tabi tutuyor. Yani Tanrı’nın “iyi olan” karşısısında “iyi” davranacağını, “kötü” olan karşısından “kötü davranacağını” fikrini otomatikleştiriyor.  Tanrı’nın kararlarını ve derin bilinmezliğini ise göz ardı ediyor. Tanrı’yı kendi dar insani zihninde eskiz halinde çiziyor. Yani daha doğrusu inandığı sanal put’a kendi uydurduğu sıfatları yakıştırıyor bu insanlar.
Her halde böyle bir kargaşa içinde dinini yaşadığını düşünenler için en iyisi sekülerlik. Nitekim dini anlamak yerine, geliştirmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de kamu-bilinçaltını kirletiyorlar.
Bu tür yorumlarla insanların zihnini bulandıran tek ilahiyatçı tanımıyorum. Ya da alanında zirvede tek kanaat önderi tanımıyorum.
Böyle düşünenlerin Japonyada bitmek bilmeyen depremlere rağmen kimsenin helak olmamasını nasıl yorumladıklarını merak ediyorum.
Ama bu hususta tek bilinmesi gereken “hurafe ve bidat” kültürünün sahte kılıflarla kamu-maneviyatına girdiği.
Oysa bizim bildiğimiz kadarı ile bir gemide tek masum olsa, rahmet icabı o gemi batırılmaz.
Ama biz batırırız.

Posted from WordPress for Android

Van depreminde teolojik ve jeolojik yorumlar

Van Depreminden öğrendiğim: Ey Suat, tüm rüya 26 saniye içinde yerlebir olabilir. Dahası altında kalabilirsin hayallerinin. Daha yenisini kurmadan 8 saniyelik artçı gelir… Tüm bunlar senin göklere çıkardığın Tanrının aslında her yerde olduğunun alametidir. Deprem Allahtandır, ama toprak kimseyi yutmadı. Biz kendi tabutlarımızı, kendimiz inşaa ettik. İçine parke döşedik. Parasını verip içinde oturduk. Sonra kalkıp aslında en az bir t rüzgar kadar doğal bu afeti, yarım yamalak tefsir bilgimizle Allahın gazabı olarak gördük. Oysa Allah Rahmandır, biz cahiliz. Kendimize yine toz kondurmayalım diye olan biteni gazap olarak yorumluyoruz. Bu gazap ise gazaptan Japonlar muaf.
Depremde yersiz teolojik yorumlar yapmak yerine ya da insanları telaşlandıran yetkin olmsyan jeolojik yorumlar yerine işimizi sağlam  yapsak ve daha sonra ‘sağlam’ rüyalar kursak daha iyi olmaz mı ?

Posted from WordPress for Android

Manage Google App Engine Apps quickly and easily in linux without terminal-hell

I’m developing apps with Google App Engine Python on Ubuntu. I always working with three commands for managing app: run local, update app, and download source code of app. This opeations executing with standard dev_appserver.py and appcfg.py commands that its very boring.
I determined writing a bash script for executing this operationgs quickly and without boring. The source codes are below. Copy and paste them, create a document on your desktop gae.sh and paste these codes inside. Then, from terminal, set permissions with:
chmod +x gae.sh
and run it
./gae.sh

This script will ask you smartly for commands. Follow the process

Bash script of gae.sh:

#!/bin/bash
#config*****************************
#appcfg.py or dev_appserver.py path
appcfg_path="/home/marco/Genel/google_appengine"
#default app what you want work with it
default_app_name="kolay-ingilizce-oku"
#config/////////////////////////////////////

#welcome messsage
echo "Welcome to gae.sh for managing google app engine apps easily"
echo "You can edit the configs in gae.sh document with your local variables as appcfg.py path and default_app_name"
echo "You can use this script free. But i want support my free app notesuat.appspot.com"
echo "Suat ATAN suatatan.wordpress.com"
echo "**********SELECT OPERATION***************"

#function runlocal
runlocal(){
echo "Local will run"
read -p "Write app name that you want run it [ for default, $default_app_name: x] ": "app_name"
if [ $app_name = x ]
then app_name=$default_app_name
echo "****default_app $app_name is running****"
fi
command="$appcfg_path/dev_appserver.py $appcfg_path/$app_name"
echo "$command is processing----"
python $command
echo "echo $app_name is running"
}

#function download_app
download_app() {
echo "Downloading Google App Engine app source code"
read -p "Write app name that you want download it [ for default, $default_app_name: x] ": "app_name"
read -p "Write app version that you want download it [1,2,beta... ] ": "version"
if [ $app_name = x ]
then app_name=$default_app_name
echo "****default_app $app_name is downloading****"
fi
command="$appcfg_path/appcfg.py download_app -A $app_name -V $version $appcfg_path/$app_name"

echo "$command is processing----"
python $command
echo "echo $app_name Source code downloaded"
}
#function upload app
upload_app(){
echo "Google app engine app will update(upload)"
read -p "Write app name that you want update it [ for default, $default_app_name: x] ": "app_name"
if [ $app_name = x ]
then app_name=$default_app_name
echo "****default_app $app_name is downloading****"
fi
command="$appcfg_path/appcfg.py update $appcfg_path/$app_name"

echo "$command is processing----"
python $command
echo "echo $app_name updated"

}

#maincommand***************************************************************************************
read -p "What you want? [download_app=d,update=u,runlocal=r]:" want
if [ $want = d ]
then download_app
elif [ $want = r ]
then runlocal
elif [ $want = u ]
then upload_app
fi

Van’da 5.7 şiddetinde artçı deprem

Van ve Ercişte büyük hasara neden olan 7.2 siddetindeki depremden sonra bugün 5.6 şiddetinde deprem meydana geldi. Bu depremin merkez üssü kandilli tarafından Edremit olarak bildirilirken Amerika tarafından Gürpınar olarak bildirildi.
Depremden 5 dakika sonra telefonuma kurulu olan biri Boğaziçi üniversitesi kandilli rasathanesinden biri de Amerika dan veri alan android yazılımlar sayesine öğrendim.
Herkese geçmiş olsun çok kötü sarsıldık.

Posted from WordPress for Android

By suatatan Posted in Genel

Van depremi

Biz rüzgara afet demiyoruz Japonlar ise depreme afet demiyor.
Hep bir marka müteahhit bulup şeytan diye ortaya koyup taşlıyoruz. İçimizdeki şeytanlar ise yaşamaya devam ediyor. Dün Veli Göçer bugün Ercişten Salih Ölmez, zihniyet bu olduktan sonra daha çok bina göçer daha çok can ölür. Ama rant hiç ölmez. Rantın var olduğu yerde teknoloji ancak reklam sloganı olarak kalıyor.Rüzgarın yıkabildiği yapılar da vardır. Teknoloji sayesine artık rüzgarla yıkılan yapılarda yaşamıyoruz deprem sonrası kaldığımız çadırları saymazsak. Japonların yapıları için ise depremle rüzgar arasında isim farkı dışında pek az fark var. Adamlar deprem olduğunda aşağı inmeye bile zahmet etmiyor.
Musibet kehaneti bilgelik değil şom ağızlılık olarak nitelendirilir. 14 Haziran 2011′de yayımlanmış bir yazımda şom ağızlılık yapmıştım Van için. Çok katlı yapıların gelişmişlik göstergesi olamayacağını maalesef söylemiştim. Ve söylemez olaydım felakete “hoşgeldin dediğimizi ” söylemiştim. Felaket ise geldi ve maalesef…
Bu saatten sonra söylenecek bir şey kalmadı. Zaten araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur.

Siyasetçisi, deprem uzmanı, mühendisi, mimarı, stk temsilcisi, müteahhiti herkes içinde “yapı stoğu, fay hattı, etriye,beton sınıfı” diye uzayan ve bir noktadan sonra akla emare-i ihtisas olarak söylendiği hissi uyandıran bu kelimelerin bol bol geçtiği konuşmaları sarf.edecek… Bizim haddimize mı düşmüş konuşmak. Ne mühendis ne gazeteci olarak.
Sonra her zaman olduğu gibi zaman gelecek gündem değişecek ve biz kimbilir hangi konuları tartışıyor olacağız…
Ta ki yeni bir depreme kadar.
Nasılsa ahirete inanıyoruz, nasılsa ölenler şehit oluyor değil mi?
Ya kalanlar. Enkazın altında veya üzerinde sağ olarak…

Posted from WordPress for Android

VAN İÇİN TURİZM

Van’ın turizmi için neler yapılmayabilir?

Tanrı Haldi razı olsun Urartulardan ve bir zamanlar Ermeni dememek için binbir dereden su getirdiğimiz Vaspurakanlardan bu yana Van’a ne kattık?

Van’ın turizmine katkı denildiğinde akla hep ilk gelen şey tanıtımdır. Peki ya sonrası? Tanıttığımız topraklar için gelen kişilerin hayal kırıklığına uğrama ihtimalinden daha korkunç ne olabilir turizm adına. Alın size Van’ı her yerde kötüleyecek bir turizm elçisi. Bu durumda tanıtım çalışmaları için Van’ın en güzel yerlerini birleştiren dökümanların doğal olarak Van’ın sorunlarını yansıtmamış olması, hayalperest bir turist için, yalan söylemesi ile eş anlamlı olabilir.

Tanıtım, turist çekmenin ilk adımıdır ve gereği fazlasıyla yapılmaktadır. Van’ın tanıtımı için hazırlanan yazılı ve görsel materyaller tatmin edici düzeydedir. İşin hakkı verilmektedir.

Ancak, Van’a gelen yerli ve yabancı turistler ilk önce “şehri” görürler. Eski bir atasözü vardır, insan zahiri ile karşılanır, batını ile uğurlanır. Bunu şehire uygularsak; bir şehir, önce şehirciliği ile karşılanır, doğası ve tabii güzellikleri ile uğurlanır. Artosa çıkmaya veya Akdamar adasını görmeye gelen birinin şehre indiğinde ilk göreceği şey, hayalini kurup plan yaptığı doğal güzellikler değildir !

Bu anlamda bir akıl tutulması vardır. Tabiri caizse Van’ımız okulunu bitirmeden işe sokulmak istenmektedir ve cv’si (özgeçmişi) olan belgelerde, görsellerde “okulu bitirmediği” yazmamaktadır. Kabul etmek gerekir ki, henüz iyi bir turistik yer olmak için yeterli olgunluğa erişmemiştir Van. Son sınıfta olabilir, başarılı bir öğrenci olabilir ancak, hep “en kolay derslerden” uzatmaktadır.

En kolay derslerin başında, temizlik, düzen, şehircilik, nezih mekanlar ve planlılık vardır. Bunlardan sınıfta kaldık !

Hoşgörü, misafirperverlik, kültürel değerlerin bakımı, korunması, tanıtımı gibi zor dersleri ise çoktan verdik.

Turizm, Allah’ın bahşettikleriyle yetinmek değildir.

Ne hikmetse, turizmi sadece Allahın yarattıkları ile sınırlı tutanlar vardır. Bu görüşe göre, Van gölü bizatihi turistik bir değerdir. Bu zihniyetin İstanbul’daki karşılığı bir zamanlar berbat kokan Haliç’i, İzmir’de ise Körfezi ortaya çıkarmışlardır. Bu zihniyet, “alın girin işte göl orada” demektedir adeta.

Etrafında çöplerin, çekirde kabuklarının, mangal küllerinin olması sorun değildir. Göl işte, gir çık…

Böyle düşünenler sözgelimi Mollakasım sahillerinde veya daha ıssız olan Gevaş Göründü köyü, İnköy gibi, Allah’ın yarattığı gibi kalmış ve insan “zehri” pek değmemiş yerlerle Edremit sahillerini bir tutuyorlarsa artık yapacak bir şey kalmamıştır. Zaten tek sorun belediyecilik veya idari işler de değildir…

Daha kötüsü, Allah’ın verdiği doğal güzelliğin üzerinde taş üstüne taş koymadan sahiplenerek, sanki kendi ürünüymüşçesine sahip çıkma pişkinliğidir.

(Resim: Hani Paris’te değil, Karsta Ruslar dönemine yapılmış bir bina, gökdelen değil… Ancak bu estetik zevk epeyce eski bu binanın yaşam kaynağı)

(Resim: Bizdeki yüksek estetik zevkimize göre inşa edilmiş ve edilmekte olan, etrafı gayet güzel çevrilmiş, yakınındaki binalara hiç zarar vermeyen yapılar. 7/24 güneşli odalar garantisi)

Allah aşkına, Akdamarın kilisesini inşa edenlerin hayrına Akdamar Kilisesi ya da Tanrı Haldi kendilerinden razı olsun Urartular’ın onca kalesi, yahut Sarı Süleyman Bey’in Hoşap Kalesi olmasa gölün ve Van’ın ne değeri olurdu. Ve daha kötü bir cümle, göl olmasa Van’ın değeri ne olurdu? Çevre illerinden farkı ne olacaktı?

Kalıcılıkta en şanslı olan sanat olan mimari ve bunun malzemesi olan “yapılar”, hakkı verildiğinde şu an Van’ımızın turizminin hayat damarları olan eserler gibi binlerce yıl fayda üretebiliyorlar. Haydi soralım o zaman, şimdi ekmeğini yediğimiz eserlerin yapıldığı son bin yıldan bu yana, yeni ne ekledik? Tapınaklar inşa edelim, kaleler kuralım demiyoruz, hiç olmazsa elli yıl sonra işe yarayacak bir parkımız, iskelemiz, ya da ürettiğimiz değer var mı?

Bunlar bir yana, adamcağızların bıraktıkları eserlerin hakkını veriyor muyuz? Bunu özellikle kale ve Akdamar’ı hariç tutarak düşünün. (Eh zaten oralar da vahim durumsa olmasın artık). Ayrıca, kadim eserlerin hakkını vermek sadece onları restore etmekten geçmiyor. Kaleye giderken gördüğünüz yol, oradaki esnaf, çıkışta gittiğiniz lokanta, cafe ve dolaştığınız şehir o eserlerin mütemmim bir parçasıdır. Halen Tanrı Haldi’ye inanıp dini amaçlarla kalelerdeki tapınakları ziyaret edenler yoksa, kale veya başka bir turistik yerde harcanan zaman, turistin şehirde harcadığı zamanın belki yüzde yirmisini geçmez.

Tüm dünyada, sahiller ve deniz gören bölgeler, kentlerin zaman geçirmek için şehrin gözbebekleri olarak “gül” gibi iken, bizde üniversite yolu civarındaki Van denizine nazır yerlerde kum ocakları, briketçiler, İskele’de çarpık yapılar, Edremitte (çimento fabrikasını saymıyorum çünkü halen bizde ekonomi > turizm, yani ekonomi turizmden büyük) ise hafta sonları mangal dumanları, hafta içi ise oturmak için bir kaç temiz yer dışında hiç bir şey…

Şüphesiz Van için vatandaşın elindeki son keyif olan mangal ve semaveri yasaklamaya girişmekle turizm şaha kalkmayacak. Ne yapılması gerektiğini, işin erbabı olanlar, memleketine sahip çıkan herhangi bir anadolu şehrinde yapılanları görerek anlıyorlar zaten.

(Resim: Erzurum’da Yakutiye Medresesinin bulunduğu meydan. Şehir içinde bu genişikte meydanımız var mıydı sahi?)

(Resim: Yorumsuz)

Ne yapılmaması gerektiği ise zaten yaşadığında her Van’lı hemşerimiz biliyor. Mesela her taraftan mantar gibi büyüyen inşaatların etrafında yolun tam ortasına serilmiş kumlara izin verilmeyebilir. Etrafı açık tehlike saçan temel kazıları olmayabilir. Sıfır asfaltın üzerinde yürüyen paletli iş makinaları olmayabilir. Yükselmekte olan inşaatlara medeni memleketlerde olduğu gibi branda çektirmek zorunlu tutularak, yukarıdan toz, demir kaynağı kıvılcımı, tuğla düşmesi engellenebilir. Yolun sonunu kapatıp başına işaret levhası koymayarak daracık sokaklarda aracınızla geri geri gitmenize neden olan, üstüne üstlük size kızan beton mikserleri şöförleri ve peşpeşe beton mikserleri olmayabilir. Şantiyesine sadece iş iyi gidiyormu diye gitmeyen, şantiyesi ile çevreye zarar veren bir şeyleri de gören, mühendisler, müteahhitler olabilir. Trafikte yol veren, ışıklara uyan, trafik polislerine cinnet geçirtmeyen yayalar ve şöförler olabilir.

 

(Resim: Van’da Temmuz ayında çekilmeye çalışılmış bir fotoğraf. Bu fotoğrafın çekildiği tarihte Van henüz dünyanın havası en kirli 27. şehri ilan edilmemişti. Görülen tozun kaynağı, tahmin ettiğiniz gibi inşaatlarımız)

Akşamüstü evinize giderken genzinizi yakmayan bir hava, dünya sağlık örgütünün araştırmasına göre, dünyada araştırmaya tabi bin küsür kentte, havası en pis 27. il olarak Van olmayabilir…

İçinde yaşayana, gelene, gezene, lanet okutmayan, hayran bırakacak, batıdan gelen tayinciler için şark görevi için en güzel hayal olacak şehir olarak yeni bir Van olabilir.

Ama başka bir Van olamaz. Denenmesine rağmen başka bir Bitlis olmadığı gibi.

(Önemli not: Bu ve benzeri yazılarımın yazılış amacını yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemesi adına her seferinde ifade etmeyi önemli buluyorum. Bu yazının amacı şimdiki veya önceki dönemler için Van Belediyesini, Van Valiliğini veya herhangi bir resmi kurumu karalamak maksatlı yazılmış değildir. Siyasi bir hedefi yoktur. Zaten sorunların yegane kaynağı resmi kurumlardan kadar inşaat sektörümüzdür. Sorunların kaynağının hangi kurumlar veya kişiler olduğu konusu bu yazının amacı ve işi de değildir. Takdir kamuoyunundur. Hedef, Van’ın geleceğini tehdit eden ve insaf sahibi her Van’lının kabul edeceği bu gerçekleri hatırlatmak ve bu yazıdan paye çıkaracaklar için yeniden düşünmenin temin edilmesidir. Bu problemler için sabır telakki edenlere ise denilebilecek tek şey şudur: Ne zamana kadar?)